Dataset Viewer
Auto-converted to Parquet Duplicate
baslik
stringlengths
3
87
yazar
stringclasses
57 values
arastirma_alani
stringclasses
4 values
alt_alan
stringclasses
7 values
makale_metni
stringlengths
129
28.4k
url
stringlengths
56
138
Antarktika Çin Şapkası
Selahattin Ünsal Karhan
Yaşam Bilimleri
Omurgasız Canlılar
Yaklaşık 6 cm boya ulaşabilen yassı koni biçimli bir kabuğa sahip Patelloidea üst ailesi üyesi bir deniz salyangozudur. Kabuğu genellikle soluk kahverengi ve gri tonlardadır. Üzerinde yıllık büyüme halkalarını işaret eden bir dizi ince eşmerkezli çizgi ve yaklaşık 30 belirsiz ışınsal kosta bulunur. Scotia Denizi’nde, Tierra del Fuego ile Antarktika Yarımadası arasındaki bölgede bulunur. Çoğunlukla gelgit zonundan birkaç metre derinliğe kadar olan deniz tabanında ve genellikle kayaların üzerinde yapışık olarak yaşar.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/antarktika-cin-sapkasi
Antarktika Deniz Ayısı (Antarktika Kürklü Foku)
MELTEM OK
Yaşam Bilimleri
Foklar
Antarktika deniz ayısı ilk olarak 1874-1875 yılları arasında Kerguelen Adaları’nda yapılan bir sefer sırasında incelenen genç bir dişi birey örneğinden tanımlanmıştır. Güney deniz ayıları (Arctocephalus) cinsindeki sekiz deniz aslanı türünden biridir. Antarktika deniz ayısı, leopar foku ile en karasal yüzgeçayaklılardan biri olarak kabul edilir. Türün dişi ve erkekleri arasında belirgin oranda eşeysel dimorfizm vardır. Erkekler dişilerden 4-5 kat daha ağır ve yaklaşık 1,5 katı uzunluğundadır. Erkekler yaklaşık 2 metre uzunluk ve 110-230 kg ağırlıkta olabilirken, dişiler ise yaklaşık 1,2-1,4 m boyda ve 22-51 kg arasında ağırlıkta olabilir. Erkekler 15 yıl kadar, dişiler ise 25 yıl yaşayabilirler. Yetişkinlerin kremsi beyaz bıyıkları özellikle erkeklerde oldukça uzun olup bazı bireylerde tüm yüzgeçayaklılar içinde en uzunudur. Renklenme yetişkin dişilerde ve yaklaşık yetişkin olanlarda vücudun üst kısmında gri ila kahverengimsi gri, altta kremden açık griye kadar olup kimi zaman zencefil tonları ile kırmızımsı kahverengi tonları gözlenebilir. Yetişkin erkeklerin renkleri oldukça koyu kahverengidir. Kürk değiştiren gençler yetişkin dişilerle aynı renk düzenine sahiptir, ancak açık renklenmenin olduğu kısımlarda bu daha gümüşi gridir. Yavrular doğduklarında koyu kahverengi, neredeyse siyah renklidirler. Ayrıca bu türün bireylerinde alışılmadık bir soluk renk formu nadiren de olsa gözlenir. Antarktika deniz ayısı Antarktika Yakınsamasının güneyindeki sular ile bu alanların hafif kuzeyinde kalan bazı bölgelerde yaygın olarak dağılım gösteren bir türdür. Popülasyonun çoğunluğu Güney Georgia ve Bird adalarında ürer ancak koloniler hayli dağılmıştır. Güney Shetland, Güney Orkney, Güney Sandviç, Prens Edward, Marion, Crozet, Kerguelan, Heard, McDonald, Macquarie ve Bouvet adalarında bulunabilir. Vagrant (türün rutin dağılım alanı dışına çıkan bireyleri) bireyler Gough ve Tristan da Cunha adaları, Güney Amerika’nın güneyi, Juan Fernández Adaları ve Güney Avustralya’daki Kanguru Adası’nda bulunabilir. Türün erkekleri yoğun olarak yaz ortası ve sonunda Antarktika Yarımadası boyunca uzanan adalarda karaya çıkar. Sahilde kayalık habitatları tercih eder ancak kumluk sahillerde karaya çıkarak bitki örtüsünün bulunduğu daha iç kesimlere hareket eder. Denizde oldukça geniş bir alana dağılır. Antarktika deniz ayısı erkekleri 7, dişiler ise yaklaşık 3 yaşında cinsel olarak olgunlaşır. Tür çok eşlidir ve koloniler halinde ürer. Yetişkin erkekler, üreyen dişilerin karaya çıkmasından yaklaşık bir ay önce, ekim ortası veya kasım ayı başlarında karaya gelir ve 20 m² kadar küçük olabilen bir bölgeyi sahiplenir. Bu dönemde bir önceki sezondan gebe kalan dişiler yavrularını doğurur. Doğumdan 6-7 gün sonra tekrar çiftleşir. Bölgelerini korumak erkekler için çok maliyetlidir. Günde yaklaşık 1,5 kg kaybeder ve bölgesel anlaşmazlıklardan dolayı özellikle yüz bölgesinden yaralanmalar yaşar. Sonuç olarak, erkekler cinsel olgunluğa ulaşana kadar alan sahiplenme eğiliminde değildir. Bu aynı zamanda üreme sahillerinde bir hakimiyet hiyerarşisini de teşvik eder. En başarılı erkekler, en çok arzu edilen bölgeleri (suya yakın, ancak yüksek su kesiminin üzerindekiler) savunur. Daha zayıf erkekler sahilin yukarısındaki bölgeleri işgal eder. Erkekler ve dişiler, bir önceki yıldaki aynı üreme alanlarına geri döner. Hatta bu alan bir önceki dönemdeki alanın birkaç metre yakını kadar hassasiyette olabilmektedir. Bir önceki yıl doğan yavruların hayatta kalmaları, muhtemelen her yıl aynı noktaya geri dönmeyi teşvik etmektedir. Yavrular ekim veya kasım başında ortalama 6 kg ağırlıkta doğar. Anne uzaktayken, yavrular etrafta dolaşır ve birbirleriyle etkileşime girer. Ocak ayının başlarında, bazı yavrular zaten suya girmeye başlar ancak mart ayına kadar iyi yüzemez. Dişiler, karaya geri döndüğünde yavruyu bulmak için sesini kullanır ve bulduğu yavruyu kokuyla doğrular. Üreme mevsimi sona erdikten ve yavrular sütten kesildikten sonra, mayıs-kasım ayları arasındaki kış döneminde foklar denize açılır. Dişiler, üreme mevsimi arasında uzun süre boyunca açık okyanusta uzun mesafeler kat edebilir. Nereye gittikleri ve bunun yönlü bir göç mü yoksa basitçe dağılma mı olduğu net olarak bilinmemektedir. Bazı yetişkin erkekler ve yavru foklar tüm yıl boyunca karada kalır. Beslenme hareketleri esnasında, ortalama 30 m derinlikleri bulan ve yaklaşık iki dakika süren dalışlar gerçekleştirir. Genellikle balık, kril, kabuklular, kalamar veya ahtapot gibi kafadanbacaklılarla beslenir. Balık, kış mevsimi dışındaki aylarda beslenmenin yaklaşık %75’ini oluşturur. Güney Georgia Adaları’ndaki avlarını oluşturan balık türleri içinde ana tür uskumru buz balığıdır. Bununla birlikte, aynı zamanda büyük miktarlarda kril tüketir. Ayrıca kayalık ve makaroni penguenleri gibi bazı küçük penguenleri de avlar. Önceki çalışmalar, kürklü fokların yalnızca karada kral penguenlere saldırdığını öne sürse de yetişkin erkeklerin denizde kral penguenlere saldırdığını da gözlemlenmiştir. Antarktika deniz ayısının başlıca avcılarından biri ise leopar foklarıdır. Leopar fokları bu türün yavrularının sütten kesilmeden önce özellikle ocak-mart ayları arasında yüksek oranda gerçekleşen ölümlere neden olan türdür. Tür ayrıca katil balinalar ve köpekbalıkları tarafından avlanır. Diğer tüm güney deniz ayılarında olduğu gibi 1800 ve 1900’lerde Antarktika deniz ayıları da kürkleri için geniş çapta avlanmıştır. Bu durum 19. yüzyılın sonlarında türün yok olmanın eşiğine gelmesine sebep olmuştur. 1964’te yalnızca “en savunmasız ve nesli tükenmekte olan türlere” verilen bir terim olan “özel olarak korunan türler” statüsüne alınmıştır. Kazandıkları bu koruma statüsü sayesinde popülasyonları artmış ve günümüzde toplam 4,5-6,2 milyon arası birey olduğu tahmin edilmektedir. Antarktika deniz ayıları IUCN tarafından asgarî endişe statüsünde değerlendirilmektedir. Ancak türle ilgili, balıkçılıkla doğrudan etkileşim dâhil olmak üzere birtakım tehditler mevcuttur.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/antarktika-deniz-ayisi-antarktika-kurklu-foku
Arktik Tavşanı
BURAK KARACIK
Yaşam Bilimleri
Arktik Kara Hayvanları
İng. Arctic Hare Arktik tavşanı, Kuzey Amerika tundrasının sert çevre ve iklim koşullarında yaşayan bir yaban tavşanıdır. Ağırlıkları genellikle 2,5 kg ile 5,5 kg arasında değişse de bazı bireylerin 7 kg ağırlığa kadar ulaştığı gözlenmiştir. Boyları 43 cm ile 70 cm arası değişmekle birlikte bu boy ölçümüne 10 cm’ye kadar ulaşabilen kuyruk uzunlukları dâhil değildir. Arktik tavşanları, normal tavşanlara göre genel olarak daha büyüktür ve daha uzun arka bacaklara ve kulaklara sahiptir. Diğer tüm tavşan türleri gibi hızlıdır ve hızları saatte 64 km’ye ulaşabilir. Dış görünüşleri, kendilerine kamuflaj avantajı sağlayacak şekilde mevsimsel olarak değişir. Kış aylarında kar ve buz arka planıyla mükemmel uyum sağlayan beyaz bir kürke bürünürlerken ilkbaharda bu kürkün renkleri yerel kayalar ve bitki örtüsüyle uyumlu bir şekilde maviye ve griye dönüşür. Beslenme şekilleri çoğunlukla otçuldur fakat zor çevresel koşullar sebebiyle fırsatçı beslenme ile ölü balık ve leş yedikleri de gözlemlenmiştir. Mevsime ve bulunabilirliğe bağlı olarak en çok tükettikleri besinler yosunlar, likenler, tomurcuklar, orman meyveleri, yapraklar, kökler, odunsu bitkiler, deniz yosunları ve ağaç kabuklarıdır. Susuzluklarını gidermek için kar yedikleri de bildirilmiştir. Arktik tavşanının doğal yaşam alanları tundra, kayalık ve dağlık alanlardır. Çoğunlukla Grönland’ın en kuzey bölgelerine, Kuzey Kanada’ya ve Ellesmere Adası da dâhil olmak üzere Arktik Kanada Adaları’na dağılmıştır. Yaşam alanları deniz seviyesinden 900 m yüksekliğe kadar yayılır. Arktik tavşanları için üreme mevsimi nisan ve mayıs aylarıdır. Yavrular, 53 gün süren gebeliğin ardından haziran ve temmuz aylarında dünyaya gelir. Arktik tavşanları tek seferde 8 adete kadar yavrulayabilir. Yavrular, doğumdan yaklaşık birkaç hafta sonra neredeyse tam erişkin boya ve bir yaşından sonra da üreme erişkinliğine ulaşır. Ortalama yaşam süreleri hakkında kesin bir bilgi bulunmamakta fakat vahşi doğada 3 ile 5 yıl arası sürelerde yaşadıkları gözlenmiştir. Arktik tavşanları zorlu kutup koşullarında hayatta kalmak için hem fizyolojik hem de davranışsal birçok adaptasyon geçirmiştir. Tıpkı diğer soğuk iklim hayvanları gibi bu canlılar da daha tıknaz bir yapıya, daha kısa uzuvlara ve düşük yüzey alanı/hacim oranına sahiptir. Mevsimsel olarak renk değiştirerek kamuflaj özelliği sağlayan, görece daha fazla kalınlık ve daha fazla yalıtımı olan kürklerinin yanında, kar ve buz üzerinde rahatça hareket etmelerini sağlayan bol tüylü patileri vardır. Arktik tavşanı, kar tabakası altında kalmış yiyecekleri tespit etmesine yarayan çok keskin bir koku alma duyusuna sahiptir. Bu anatomik adaptasyonunun yanında kar tabakasını çok hızlı bir şekilde kazıp içine girerek dışarıdaki kar fırtınalarından ve dondurucu soğuktan korunmasını sağlayan bir davranışsal adaptasyon da geliştirmiştir. Özellikle kış aylarında sayıları üç bini bulan sürüler hâlinde toplanarak hem ısınmak hem de yırtıcıları tespit edip kafalarını karıştırmak için bir araya gelmeleri bir diğer davranışsal adaptasyondur. Arktik tavşanı geçmişte Amerika Yerlileri tarafından giysi ve yiyecek için önemli bir av hayvanı olarak görülmüştür. İnsanlar tarafından bu amaçlarla hâlâ avlanmasına ve Arktik kurdu, Arktik tilkisi, kızıl tilki, kar baykuşu gibi birçok doğal avcısı bulunmasına rağmen Arktik tavşanının popülasyonunda büyük dalgalanmalar söz konusu değildir. Bu sebeple Uluslararası Doğa Koruma Birliği’nin Kırmızı Listesinde “asgari endişe duyulan tür” olarak sınıflandırılmaktadır.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/arktik-tavsani
Alaska Yerliler Federasyonu
SÜMEYYE GÜNEŞ ALABAŞ
Sosyal ve Beşerî Bilimler
null
Alaska Yerliler Federasyonu (AFN), Alaska’daki en büyük yerli organizasyondur. Bu organizasyon, üyeliği resmi olarak tanınan 209 kabile, 185 köy şirketi, 9 bölgesel şirketi eyalet programlarını yürütmek için sözleşme ile bir araya gelen kabile konsorsiyumları ve şirketten oluşmaktadır. Bu federasyon her yıl ekim ayında düzenlenen kongrede, üyeler tarafından seçilen 38 üyeli bir kurul tarafından yönetilmektedir. Alaska’nın 365 milyon dönümlük arazisinin çoğu, binlerce yıldır Alaska yerlileri tarafından iskân edilmiştir. Bu nedenle yerli arazi iddialarını savunmak için düzenlenen eyalet çapındaki ilk grup olan Alaska Yerliler Federasyonu kurulmuştur. Erken AFN liderleri, Aborjin topraklarını ellerinde tutmak için çaba göstermezlerse anavatanlarını sonsuza kadar kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaklarını biliyorlardı ve bunun için bir araya geldiler. AFN’nin misyonu, Alaska’daki tüm yerli topluluklarının kültürel, ekonomik ve politik sesini dünyaya duyurmaktır. Buna ek olarak; federal, eyalet ve yerel yasalarla ilgili olarak Alaska yerli halkının, hükümetlerinin ve kuruluşlarının savunucusu olmak, kültürlerinin korunmasını teşvik etmek, ekonomik ihtiyaçlarını anlamak, Alaska yerlileri ve kuruluşlarının sahip olduğu tüm toprakları korumak, muhafaza etmek ve geliştirmek, bireysel Alaska yerlilerine gurur ve güven aşılayan program ve sistemleri teşvik etmek ve savunmak AFN’nin başlıca hedefleri arasındadır. 1966 Ekiminde, 17 yerli örgütü temsil eden 400’den fazla Alaska yerlisi, Alaska yerli toprak haklarını almak amacıyla bir konferans vesilesiyle bir araya geldiler. 1967 yılının başlarında imzalanan AFN için kâr amacı gütmeyen kuruluş sözleşmesiyle, eyalet çapında bir organizasyon kurulmuş oldu. AFN ilk beş yılında öncelik olarak adil bir arazi yerleşiminin geçişini sağlamayı kendine amaç edindi. Yapılan çalışmalar sonucu, 18 Aralık 1971’de Alaska Yerli Talepleri Çözümleme Yasası (ANCSA) imzalandı. AFN, 1970’lerin ortasına kadar, Alaska yerlilerinin ANCSA’yı uygulamalarına ve yasa tarafından kurulması zorunlu kılınan şirketleri kurmalarına yardımcı olmak için teknik yardım sağlamıştır. O zamandan beri AFN, Alaska yerlilerinin değişen ihtiyaçlarını karşılamak ve ortaya çıkan zorlukları aşmak için gelişti ve yerlilerin çıkarlarını eyalet ve federal düzeyde ele almak ve korumak için çalışmıştır. Ayrıca bu Federasyon, 1980 Alaska Ulusal Yetki Alanları Koruma Yasası ve 1987 Alaska Yerli Talepleri Çözümleme Yasası Değişiklikleri (“1991 Mevzuatı”) dahil olmak üzere federal yasaların geliştirilmesinde ve geçişinde de etkili oldu. Eyalet düzeyinde ise sağlık, eğitim, kaynak geliştirme, iş gücü ve hükümet gibi alanlarda yasaları, politikaları ve programları teşvik ederek yasama sürecinde de aktif bir rol oynadı. 1980’lerin sonlarına gelindiğinde ise, AFN dikkatini sosyal, kabilesel ve ekonomik konulara çevirmiştir. Her yıl ekim ayında düzenlenen yıllık kongre, Alaska yerli topluluğu için kamu politikası ve hükümetin kritik konularını ele almada ana forum ve ses görevi görmektedir. Ayrıca, düzenlenen bu kongreyle, eyalet çapındaki üye kuruluşlarından binlerce resmi delege ve katılımcı bir araya gelmektedir. Kongrede delegeler, stratejik fırsatları ve zorlukları tartışır, panellerde siyasi liderlerden raporlar ve uzman sunumlarını dinlerler. Ek olarak, oy kullanan delegelerin aldığı kararlar, öncelikleri belirlemekte ve AFN’nin çalışmalarına öncülük etmektedir. Ayrıca bu toplantı, yerli halkların Amerika Birleşik Devletleri’ndeki en büyük temsili yıllık toplantısı olma özelliğine sahiptir.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/alaska-yerliler-federasyonu
Antarktik Dev Fırtınakuşu
Korhan Özkan
Yaşam Bilimleri
null
Güney Dev Fırtınakuşu, Güney Dev Fırtınakuşu ailesinin en büyük deniz kuşu olarak bilinir ve 85-100 cm boy, 2.3-5,6 kg ağırlık ve 150-210 cm kanat açıklığına sahiptir. Bu kuş türünün iki farklı renk formu vardır: koyu renkli ve daha az görülen açık renkli form. Tüm Antarktika kıyıları ve çevresindeki Güney Okyanusu’nda yaygın olarak bulunur. Güçlü deniz koşullarına uyum sağlayabilen bu kuşlar, fırtınalı Antarktika denizlerinde dinamik planör uçuşu yapabilirler. Büyük gagasının üzerinde, fazla tuzun atılmasına yardımcı olan tüp şeklinde bir yapı bulunur. Bu yapı, deniz suyu içen kuşların fazla tuzdan kurtulmalarına yardımcı olur. Genellikle sahile vuran ölü fok ve penguen leşleriyle beslenirler, ancak kril, balık ve kabukluları da avlayabilirler. Ayrıca, Sümsük ve albatros gibi büyük ve güçlü diğer deniz kuşlarına saldırarak onları öldürüp yedikleri gözlemlenmiştir.Boyutları ve beslenme alışkanlıkları nedeniyle Antarktika’nın akbabaları olarak adlandırılırlar. Yuvalarını denize yakın yüksek düzlüklerde kurarlar, tercihen bitki bulunan bölgeleri seçerler. Kıyı sularında ve açık denizde beslendikten sonra, üreme döneminde yavrularını beslemek için 2000-3000 km’ye kadar beslenme uçuşları yapabilirler. Bu kuş türü, balıkçılık nedeniyle ölümlerle karşılaştığı ciddi bir tehdit altındadır.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/antarktik-dev-firtinakusu
Aerobiyoloji
Fatih Karakaya
Yaşam Bilimleri
Genel
Havada askıda kalan veya belirli bir süre havada kalıp sonra yere inen; mantar, bakteri gibi mikroorganizmalar ve onların organik bileşenlerini inceleyen biyoloji alt dalıdır. Aerobiyoloji, ilk defa 1910 yılında havada asılı olarak bir algin izole edilmesiyle kavram olarak kullanılmaya başlanmıştır. Örnekleme genellikle serbest ve steril kültür ortamlarının hava ile temas etmesi sağlanarak veya motorlu hava örnekleyicilerinin bir steril kültür ortamına belli hacimde hava yüklemesiyle sağlanır. Bu yöntemle, belirli bir hacimde örnekleme yaparak havada ne kadar canlı materyal olduğu tespit edilebilir. Açık hava örneklemleri ise kültür ortamının açık havaya maruz bırakılması ile gerçekleştirilir. Çoklu kültür gelişimi söz konusu olduğunda seçici besi yerleri veya genetik dizileme çalışmaları organizma tanımlama konusunda yol gösterici olabilir.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/aerobiyoloji
Antarktik Saçotu
SEDAT SERÇE
Yaşam Bilimleri
null
Alm. Antarktische Schmiele Antarktika’da bulunan buğdaygiller familyasına ait, çiçekli, yerel, çok yıllık bitki türüdür. Genellikle 10 cm yüksekliğinde büyüyebilir ve bu tür, dağınık çim görünümündedir. Tohumları vasıtasıyla çoğalır. Çiçekli bitkiler arasında en güneyde yaşayabilen bir türdür. Antarktika Yarımadası’nda görülebilmesinin yanı sıra Güney Orkney ve Güney Shetland Adaları’nda da sıklıkla rastlanır.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/antarktik-sacotu
Antarktika
CİHAN BAYRAKDAR
Yer Bilimleri
null
Antarktika coğrafi, politik ve bilimsel olarak benzersiz bir kıtadır. Antarktika diğer kıtalar ile arasındaki mesafeden dolayı en uzak, tehlikeli bir kıta olmasının yanı sıra en el değmemiş, en az gelişmiş ve yerli nüfusa sahip olmayan tek kıtadır. Günümüzde çok sayıda üye ülkeye sahip Antarktik Antlaşma Sistemi (İng. Antarctic Treaty System) tarafından kontrol edilen Antarktika dünya kara kütlesinin doğrudan tek bir ulus tarafından yönetilmeyen tek büyük kısmıdır ve sahiplik iddialarının bir kenara bırakıldığı dünyadaki tek yerdir. Bu anlaşma 1959 Antarktika Antlaşması olarak kabul edilip 1961’de yürürlüğe girmiştir. O zamandan beri, Antarktika, Antarktika Antlaşması’nın “Danışman Tarafları” tarafından yönetilmektedir. Yıllar boyunca, Danışman Tarafları, Antarktika’daki insan faaliyetlerini yönetmek için çeşitli sözleşmeleri, Antarktika Antlaşmasına Çevresel Koruma Protokolünü vb. gibi çok sayıda önlem ve tavsiyeyi kabul etmişlerdir. Antarktika, 1773 yılında Antarktika Çemberi’ni geçen ve kıta çevresini gemi ile dolaşmış olan James Cook tarafından keşfedilmiştir. Kıtaya ilk varış ise 1895’te Norveçli balina avcısı Roald Amundsen tarafından gerçekleştirilmiştir. Antarktika’da yerleşilen ilk yer 1903’te Laurie Adası’nda kurulan Orcadas İstasyonu olmuştur (60°44’G, 44°44’B). 1957’de, Uluslararası Jeofizik Yılı Antarktika’ya bir sefer akınının oluşmasını, kıtadaki birçok noktada sürekli insanlı istasyonların kurulmasına yol açan keşifleri ise tetiklemiştir. “Uluslararası kıta” olarak kabul edilen Antarktika, dünya çapında bir işbirliği, barış ve bilimsel keşif yeridir. Şu anda Antarktika kıtasına dağılmış, dünyanın her kıtasından 29 ülkeyi temsil eden 70 kalıcı araştırma istasyonu bulunmaktadır. Anlaşmayı imzalayan her taraf, Antarktika’da yıl boyunca veya mevsimlik istasyonlar bulundurur. Hatta bazı ülkeler, yürütülebilecek mevsimsel araştırma miktarını en üst düzeye çıkarmak için hem yıllık hem de mevsimsel araştırmaları sürdürmektedir. Avusturyalı Hubert Wilkins, 1920’lerde Antarktika Yarımadası üzerinde 2092 km uçarak Antarktika’ya ilk inişi gerçekleştirmiştir. Richard Byrd, 1929’da ilk Antarktik uçuşunu yaparken Rockefeller adını verdiği yeni bir dağ silsilesini keşfetmiştir.Byrd, 30 yıl boyunca Antarktika keşiflerine devam etmiş ve kutup keşifleri için modern araçların ve iletişim ekipmanlarının geliştirilmesinde devrim yaratmıştır.1996-97 Güney Yarımküre Yazı’nda (İng. Austral Summer) Antarktika’yı kıyıdan kıyıya tek başına geçen Norveçli kaşif Børge Ousland kıtayı baştan başa ilk geçen insan olmuştur. Antarktika, Güney Kutbu’nda yer almakta ve Güney Yarımküre’de neredeyse tamamen Güney Kutup Dairesi içerisinde bulunmaktadır (Şekil 1). Antarktika Yarımadası’nın batı kesimindeki Biscoe Adaları, Palmer Takımadaları Adaları ve Güney Shetland Adaları gibi kıtaya nispeten uzakta bulunan adalar da kıtanın bir parçası olarak kabul edilmektedir.İfade edilen sınırları ve 14.200.000 km²lik yüz ölçümü ile (Avusturalya’nın neredeyse iki katı) dünyanın en büyük beşinci kıtasıdır.Antarktika’nın yaklaşık %98’i, kalınlığı ortalama 1, 9 km olan buzullarla kaplıdır. Antarktika, Ross Denizi ile Weddell Denizi arasında uzanan Transantarktik Dağları tarafından ikiye bölünmüştür. Weddell Denizi’nin batısındaki ve Ross Denizi’nin doğusundaki kısmı Batı Antarktika; geri kalan kısmı ise Doğu Antarktika olarak ayrılmıştır.Batı Antarktika, çoğunlukla Batı Antarktika Buz Örtüsü ile kaplıdır. Doğu Antarktika ise Transantarktik Dağları’nın Hint Okyanusu tarafında yer almaktadır ve Coats, Kraliçe Maud, Enderby, Mac (bkz. Amery Buz Sahanlığı ve Lambert Buzulu) topraklarından oluşmaktadır. Bu bölgenin küçük bir kısmı hariç tümü Doğu Yarımküre’de yer almaktadır. Yine Doğu Antarktika, büyük ölçüde Doğu Antarktika Buz Örtüsü ile kaplıdır. Kıtanın merkezi kısmında bulunan ve 4.892 m ile Antarktika’nın en yüksek zirvesi olan Vinson Masifi, Ellsworth Dağları’nda yer almaktadır. Antarktika hem ana kıtada hem de çevredeki adalarda birçok başka dağı da bünyesinde barındırmaktadır. Ross Adası’ndaki Erebus Dağı, dünyanın en güneyindeki aktif yanardağdır (Şekil 2). 1970’teki dev bir patlama sırasında Deception Adası’nda bir başka yanardağ daha keşfedilmiştir. 2004 yılında, Amerikalı ve Kanadalı araştırmacılar tarafından Antarktika Yarımadası’nda potansiyel olarak aktif bir su altı yanardağı keşfedilmiştir.Bunun yanında Antarktika, kıtasal buz tabakasının tabanında yatan 70’ten fazla göle de ev sahipliği yapmaktadır. 1996 yılında Rusya’nın Vostok İstasyonu’nun 4.000 m altında keşfedilen Vostok Gölü, bu buzul altı göllerin en büyüğüdür. Gölün 500.000 ila 1 milyon yıl önce buzullar tarafından tamamen örtüldüğü görüşü bir zamanlar hâkimken son zamanlarda yapılan bir araştırma ile bir gölden diğerine büyük miktarda su akışı olduğunu belirlenmiş ve göllerin tamamen izole olmadığı, birbirleri ile bağlantılı olduğu tespit edilmiştir. Eylül 2018’de, National Geospatial-Intelligence Agency’deki araştırmacılar, Antarktika’nın “Referans Yükseklik Modeli” (REMA) olarak adlandırılan, Antarktika’nın yüksek çözünürlüklü arazi haritasını yayınlayarak detaylı bir haritalama çalışması gerçekleştirmişlerdir. Antarktika, dünyanın tatlı sularının %70’inden fazlasını buz hâlinde barındıran en soğuk, en rüzgârlı ve en kurak kıtadır. Kalın buz tabakasına rağmen, Antarktika’daki nem miktarı ve yıllık yağış miktarı oldukça düşüktür. Kıtanın iç kesimleri, esasen kar şeklinde olmak üzere yılda ortalama 51 mm yağış alırken kıyı bölgeleri yılda ortalama 203 mm yağış almaktadır.Bu duruma rağmen sıcaklıkların tüm yıl boyunca donma noktasının altında olması, kıtadaki binlerce ve milyonlarca yıl boyunca kar birikimlerine ve buzullaşmalara neden olarak kalın buzulları meydana getirmiştir. Antarktika buzulların tümü eriyecek olursa küresel deniz seviyelerini yaklaşık 60 m yükseltmeye yetecek kadar su takviyesi sağlayacağı öngörülmektedir. Antarktika’daki sıcaklıklar günümüzde uydular aracılığı ile de kaydedilmekte ve takip edilmektedir. Bu ölçümlere göre Antarktika’daki en düşük sıcaklık -94, 7 °C olarak tespit edilmiştir. Antarktika’nın bu derece soğuk olmasının altında enlem ve güneş ışınların geliş açılarının yanında, kıtasal albedo ve basınç sistemlerinin etkisi de oldukça önemlidir. Antarktika, ortalama 2.500 m yüksekliğindeki çok sayıda sıradağın bulunduğu ve dünyadaki ortalama yükselti değerinin en yüksek olduğu kıtadır. 3.500 km uzunluğunda ve 100-300 km genişliğindeki Transantarktik Dağları, Doğu ve Batı Antarktika arasındaki en uzun sınırı oluşturur. Kıyıdan Antarktika Platosu’na kadar olan yükseklikte meydana gelen büyük değişiklik ve geniş alanlar kaplayan buzulların albedo etkisi ile gelişen yüksek basınç kuşağı, ortaya çıkardığı rüzgârlar ile soğuk ve kuru havayı kutup platosundan kıyı kesimlere doğru taşımaktadır. Bu rüzgârlar dağlardan dik kıyılar boyunca katabatik rüzgârları (Antarktika’da gelişen soğuk buzul platosundan kıyı ve vadilerin alçak noktalarına doğru esen soğuk ve çok güçlü rüzgârlar) meydana getirerek kıyı hattına yayılmaktadır. Bu gibi kesimlerde yağışı engellemesi ve güçlü rüzgârlar oluşturarak Vestfold Tepeleri, Larsemann Tepeleri ve McMurdo gibi buzullaşma koşulların ortadan kalktığı kuru vadileri meydana getirmiştir. Kuru vadiler de çok sayıda tatlı su ve tuzlu göllere ev sahipliği yapmaktadır. Kıta, ocak ve şubat aylarında (Güney Yarımküre yazında) yaklaşık 2 milyon km²den eylül ve ekimde (Güney Yarımküre kışı) on üç milyon km²ye kadar değişen deniz buzuyla çevrilidir. Güvenilir uydu tabanlı teknolojileri ile 1979’dan beri, Antarktik deniz buzu alanının on yılda %0, 6-%0, 5’lik hafif bir artış eğilimi gösterdiği tespit edilmiştir. Bununla birlikte, ifade edilen düşük miktardaki Antarktika deniz buzu artışı aslında rüzgârlarla gelişen bölgesel deniz buzu artışlarının ve azalışlarının bir sonucudur. Bazı bölgelerde, hızlarında artış görülen kuzey doğrultulu rüzgârlar deniz buzunun kıtadan dışa doğru yayılmasına neden olmuştur. Küresel sıcaklıkların artışı esasen Antarktika’nın bir kısmının ısınmasına neden olmuştur. Bu artış temelde Antarktika Yarımadası’nda özellikle güçlü bir ısınma olarak kaydedilmiştir. Eric Steig tarafından 2009’da yayımlanan bir çalışmada, Antarktika’nın kıta çapında ortalama yüzey sıcaklığı eğiliminin 1957’den 2006’ya kadar hafif pozitif olduğu ilk kez tespit edilmiştir (Şekil 3). 20. yüzyılın ikinci yarısında Antarktika Yarımadası, dünya üzerindeki en hızlı ısınan yer olmuş, onu yakından takip eden kesim ise Batı Antarktika olmuştur. Ancak bu, 21. yüzyılın başlarında zayıflama eğilimine girmiştir. Öte yandan Doğu Antarktika’daki Güney Kutbu geçen yüzyılda çok küçük bir ısınma süreci yaşamıştır. Şubat 2020’de kıta, Mart 2015’teki 17, 5°C derecelik bir önceki rekordan bir derece daha yüksek olan 18, 3°C (64, 9°F) ile en yüksek sıcaklık rekorunu tazelemiştir. Antarktika üzerinde düşük ozon konsantrasyonu veya “ozon deliği” olan geniş bir alan mevcuttur. 1970’lerden beri her baharda tekrar eden delik 1985 yılında bilim adamları tarafından tespit edilmiştir. Bu delik neredeyse tüm kıtayı kapsayacak şekilde ve en büyüğü Eylül 2006’da gerçekleşmiştir ki en uzun süren ozon delinmesi süreci 2020’de meydana gelmiştir. Ozon deliği, ozonun diğer gazlara ayrışmasını sağlayan kloroflorokarbonların atmosfere salınmasına bağlanmaktadır. 2019’da ozon deliği, Kutup Girdabı’nı zayıflatan ve dolayısıyla daha sıcak kutup stratosferinden dolayı önceki otuz yılın en düşük basınç ve yerleşim alanına sahip girdabına neden olmuştur. Bu durum ise hızlı ozon kaybına neden olan kimyayı mümkün kılan “kutupsal stratosferik bulutların” oluşum sürecini de azaltmıştır.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/antarktika
Ak Yanaklı Kaz
Korhan Özkan
Yaşam Bilimleri
null
58-71 cm boy, 1300-2200 gr ağırlığa ve 132-145 cm kanat açıklığına sahip olan ak yanaklı kaz, diğer kaz türlerinden kolayca ayırt edilebilen siyah-beyaz zıt renklere sahiptir. Grönland ile Kuzey Avrupa arasındaki kuzey denizi kıyıları, özellikle sulak alanların yakınındaki kayalık yamaçlar, ak yanaklı kazların üreme bölgeleridir. Üreme döneminde, besinlerini tundra benzeri ortamlarda, yosunlu çayırlarda ve çamur düzlüklerinde ararlar ve çeşitli otsu bitkilerle beslenirler. Kışın göç ettikleri bölgelerde tahıllar ve sebzeler gibi tarım ürünleriyle de beslenebilirler. Yuvalarını kutup tilkileri (Vulpes lagopus) ve kutup ayıları (Ursus maritimus) gibi yırtıcılar tarafından korumak için dik yamaçlarda inşa ederler. Dişi kuş, yuvasını ufak bir çöküntünün içine yapar ve burada kuluçkaya yatar. Yavrular, yumurtadan çıktıktan sonra beslenme alanlarına ulaşabilmek için dik yamaçlardan atlamak zorunda kalır. Bununla birlikte, yavruların büyük çoğunluğu ilk aylarında avcılar tarafından avlanır. Kışı geçirmek için genellikle Avrupa’nın kuzeybatı sahil bölgelerine göç ederler. Bazı bireyler nadiren Mısır gibi güney bölgelere veya Amerika kıtasının batı kıyılarına kadar uçabilirler. Türkiye’de, ak yanaklı kazlar kuzey kıyı bölgelerinde rastlantısal olarak gözlemlenmektedir, ancak sayıları oldukça sınırlıdır. Ak yanaklı kazların popülasyonları, 1930’larda ciddi bir düşüş yaşadı, ancak 1948’den sonra alınan koruma önlemleri sayesinde tekrar artmaya başladı. Günümüzde, bu türün popülasyonlarında iklim değişikliği kaynaklı olarak zayıf bir artış eğilimi gözlenmektedir.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/ak-yanakli-kaz
Arktik Askeri Çevresel İş Birliği Programı
SÜMEYYE GÜNEŞ ALABAŞ
Sosyal ve Beşerî Bilimler
null
Arktik Askeri Çevresel İş Birliği (AMEC) Programı, AMEC Deklarasyonu’nun Rusya Federasyonu, Norveç ve Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanı tarafından imzalanmasıyla 1996 yılında kurulmuştur. AMEC, RF, Norveç ve ABD’nin Arktik bölgesindeki askeri çevreyle ilgili endişeleri ele almada iş birliği yapması için bir forum sağlamaktadır. Bu programın planını geliştirmenin ilk adımı olarak; RF’nda, Savunma Bakanlığı’na bağlı Ekolojik Güvenlik Müdürlüğü ile Rus Donanması, Norveç’te Savunma Bakanlığı ile Savunma Araştırma Kurumu ve ABD’de Savunma Bakanlığı ile Deniz Kuvvetleri’nin koordineli çalışacağı ekipler belirlenmiştir. Her ekip, genel liderlik için bir Müdür, günlük liderlik için bir Yönlendirme Grubu Eş Başkanı ve uygun olduğu şekilde proje görevlileri ve teknik uzmanlardan oluşmaktadır.ABD’de Deniz Kuvvetleri, Enerji Bakanlığı ve Çevre Koruma Ajansı’ndan proje görevlileri ile birlikte çalışır ve Dışişleri Bakanlığı ile yakın koordinasyon içindedir. Programın ilk yılı, Kuzeybatı Rusya’daki hem radyolojik hem de radyolojik olmayan sorunları ele almak için bir program planı geliştirilmiştir. Bunlara ek olarak, kullanılmış nükleer yakıt yönetimi, sıvı atık arıtma, katı radyoaktif atık işleme, radyasyon izleme ve personel güvenliği olmak üzere beş program alanında radyolojik projeler planlanmıştır. Öncelik ise yönetime verilmiştir. Teknoloji geliştirme projeleri aracılığıyla, RF’nun askeri faaliyetlerinin çevresel etkilerini azaltmayı amaçlayan AMEC, öncelik olarak RF’nun eskiyen nükleer denizaltı filosuna odaklanmıştır. 2004 Mali Yılı için Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası’nın 324. Bölümü, Devlet Hesap Verebilirlik Ofisi’nin (GAO), Savunma Bakanlığı’nın (DOD) İş Birlikçi Tehdit Azaltma (Cooperative Threat Reduction-CTR) programıyla ilişkisi dahil olmak üzere AMEC’i incelemesini gerektiriyordu. Yasa uyarınca GAO, AMEC’in CTR programını ne ölçüde desteklediğini ve tamamladığını ve AMEC’in gelecekteki program hedeflerini değerlendirmektedir. Ayrıca GAO, AMEC üye ülkelerinin programa mali katkılarını belirlemiş ve DOD’un teknoloji geliştirme faaliyetlerini RF’nun Pasifik bölgesine genişletme önerisini de gündeme getirmiştir.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/arktik-askeri-cevresel-is-birligi-programi
Antarktik Fırtınakuşu
Korhan Özkan
Yaşam Bilimleri
null
40-46 cm boy, 510-675 gr ağırlık ve 100-110 cm kanat açıklığına sahip olan Antarktika’ya özgü bir fırtınakuşu türüdür. Kanatlarını açtığında kanat üstünde boyunca uzanan beyaz şerit, diğer fırtınakuşlarından kolayca ayırt edilmesini sağlar. Bu kuş türü, Antarktika’nın tüm kıyılarında ürer ve kış mevsimini Güney Okyanusu’nun fırtınalı sularında geçirir. Özellikle Ross ve Weddell Denizleri’nde yaygın olarak bulunur ve yaşamını deniz buzunun yakınlarında sürdürür. Bu nedenle Antarktika’nın denizel ekosistemini iyi temsil eder. Nadiren de olsa Güney Amerika ve Afrika kıtalarının en güney ucunda gözlemlenebilir. Yuvalarını genellikle deniz kıyısındaki kayalık yamaçlara yaparlar, ancak bazı bireylerin Antarktika kıtasının iç bölgelerine, denizden 700 metre kadar yükseklikteki yerlere yuva kurduğu kaydedilmiştir. Üreme kolonilerini, uygun habitat koşullarına bağlı olarak bir milyon bireyden fazla kuş içerecek kadar büyük olabilirler. Bazı kuşlar, uydu takip verileri ile incelenerek üreme döneminde beslenmek için 3000 km’ye kadar yolculuk yapabildikleri belirlenmiştir. Bu tür, genellikle kril ile beslenir, ancak balık, kalamar ve deniz omurgasızları da diyetlerinin bir parçası olabilir. Besinlerini genellikle deniz yüzeyinden veya sığ dalışlar yaparak toplarlar ve diğer deniz memelileri ve kuşlarıyla avlanabilirler. Üreme kolonilerinde yıllık nüfus dalgalanmaları gözlenir, ancak toplam popülasyonunun 10 ila 20 milyon birey arasında olduğu tahmin edilmektedir. Bazı araştırmalar, yerel popülasyonlarda azalma belirtileri gösterse de, kuş türünün küresel popülasyonları ve iklim değişikliğinin muhtemel etkileri konusunda kesin bir değerlendirme yapılamamaktadır.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/antarktik-firtinakusu
Antarktik Ozon Deliği
Deniz Bozkurt
Fiziki Bilimler
null
Antarktika üzerindeki stratosferik ozonun incelmesi veya tükenmesidir. Antarktik ozon deliği, Güney Yarımküre üzerinde kış sonlarına doğru artmaya başlayan Güneş ışınlarının stratosferdeki ozon tabakası içindeki ozon moleküllerini azaltan veya tüketen kimyasal reaksiyonlara başladığında oluşur. Bu tabaka yaklaşık yerden 10 ila 40 kilometre irtifa arasında uzanıp yaklaşık 25 kilometrede zirve yapar. Ozon tabakası, 280 ile 315 nanometre arasında dalga boyuna sahip ultraviyole (UV) radyasyonunun en zararlı formu olan UV-B radyasyonunu soğurma özelliğine sahip olduğundan, Dünya’daki yaşam için çok önemlidir. Yüksek enerjili UV radyasyonu stratosferdeki ozon tabakası tarafından soğrulduğu için stratosferdeki hava sıcaklığı artma eğiliminde olur. Atmosferdeki ozon, Dobson birimlerinde bir atmosfer kolonunda bulunan toplam miktar olarak ölçülür. Bir Dobson birimi, ozon moleküllerinin ortalama deniz seviyesindeki basınç ve sıcaklıkta 0.01 milimetre kalınlığında bir tabaka oluşturduğu varsayıldığında ortaya çıkan ozon miktarı olarak düşünülebilir. Ozon tabakası için tipik bir Dobson değeri yaklaşık 300 Dobson birimidir, bu da ozon tabakasının deniz seviyesine indirilirse sadece yaklaşık 3 mm kalınlığında olacağı anlamına gelir. Ozon deliği iki ana faktör tarafından kontrol edilir: i) insan kaynaklı kloroflorokarbon, halon ve karbon tetraklorür gibi birincil kimyasalları barındıran ve aynı zamanda sera gazları olan klor ve brom kirleticileri, ii) belirli hava koşullarının var olması. Özellikle belirli hava koşullarının var olması, ozon deliğinin neden Antarktika üzerinde önemli olduğunu anlamamıza yardımcı olur. İnsan kaynaklı reaktif olmayan kirleticiler stratosfere kadar ulaştığında, UV radyasyonu ile parçalanıp reaktif klor moleküllerini bırakmak için stratosferdeki bulutların ince buz kristalleri yüzeylerine ihtiyaç duyarlar. Bu koşullar gerçekleştiğinde, serbest kalan klor molekülleri ozon ile kimyasal reaksiyona girerek ortamdaki ozon moleküllerini tüketmeye başlar. Dolayısıyla, çok düşük kış sıcaklıklarında daha fazla oluşma ihtimali olan stratosferik bulutların varlığı da ozon deliğinin oluşmasında önemlidir. Ayrıca, Güney Yarımküre’de kış ve ilkbahar başlarında güney kutup enlemleri ile diğer enlemlerden gelen hava kütleleri arasında atmosferik karışımın olmaması da ozon deliğinin Antarktika üzerinde önemli bir olgu olmasına yol açar (Şekil 1). Antarktika kıtasının aksine, Arktik bölgesi kıtalarla çevrili bir okyanus olduğu için farklı ve düzensiz bir stratosferik dolaşıma sahiptir. Ayrıca, Antarktika’daki kadar düşük sıcaklıklar olmadığı için stratosferik bulutlar daha az yaygındır. Bu nedenlerde ötürü Kuzey Kutbu üzerinde, Antarktika’daki gibi derin ozon delikleri olası olmasa da Kuzey Kutbu üzerinde de ozon tabakasının incelmesi meydana gelebilir.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/antarktik-ozon-deligi
Açıklık
Sinan Yirmibeşoğlu
Fiziki Bilimler
null
Açıklık, bütün parça hâlindeki deniz buzlarının arasında oluşan ve gemilerin seyir yapmasına uygun olan, yol benzeri deniz alanıdır. Tamamen buzsuz olabileceği gibi büyük buz parçaları arasında genç buzlarla kaplı olabilir.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/aciklik
Algler
SEDAT SERÇE
Yaşam Bilimleri
null
Algler, birbirleriyle akrabalık ilişkisi bulunmayan farklı grupları içeren ve çeşitli sucul fotosentetik ökaryotları ifade eder. Kutuplarda da bulunan alglerin Antarktika sınırları içinde karasal ve sucul olarak toplam 700 alg türü kaydedilmiştir. Bu türler arasında deniz fitoplanktonları en önemlileridir ve Antarktika sularda yaklaşık 350 türü tanımlanmıştır. Algler, sadece su ve kara ortamlarında değil, aynı zamanda Antarktika’nın buzul ve kar tabakalarında da bulunabilir. Kendilerini UV ışınlarına karşı koruyabilen bazı mekanizmalara sahiptir.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/algler
Antarktika Dişbalığı
MELTEM OK
Yaşam Bilimleri
Balıklar
Antarktika dişbalığı Güney Okyanusu’na özgü, 60° G enleminin güneyinde, sıfır derece sıcaklığın altındaki sularda yaşayan bir türdür. Bu isim, türün ilk örneğinin görüldüğü Avustralya Antarktika Bilimsel Seferi’nin lideri Avustralyalı jeolog Douglas Mawson (1882-1958) onuruna verilmiştir. Dissostichus cins adı ise Yunanca dissos (iki katlı) ve stichus (çizgi) sözcüklerinden gelir ve türün ekolojisi için önemli olan iki uzun yanal çizginin varlığına atıfta bulunur. Ergin bir Antarktika dişbalığı, 1,7 metreden daha büyük boyutlara ve yaklaşık 135 kilo ağırlığa erişebilir. Bu tür, Antarktika sularında yaşayan en büyük balıktır ve ekosistemde köpek balıklarına benzeyen, önemli bir ekolojik rolü vardır. Antarktika dişbalıkları gençken nispeten hızlı büyür fakat 10 yıl kadar sonra maksimum büyüklüğünün yarısına ulaşır ve büyümesi önemli ölçüde yavaşlar. Bu türün en fazla 48 yıl yaşadığı görülmüştür. Geniş bir kafası, uzun anal ve sırt yüzgeçleri, uzun bir gövdesi, dümene benzeyen bir kuyruk yüzgeci vardır. Çenesindeki çift sıralı dişler, hem kendisine dişbalığı denmesine hem de köpek balığına benzer bir görünüme sahip olmasına sebep olmuştur. Rengi siyahtan yeşilimsi kahverengiye kadar değişiklik gösterir, bazen vücudunun alt tarafı daha açık renkte olur. Gövdesinde ve yüzgeçlerinde benekli bir desen vardır. Antarktika dişbalığı, diğer Antarktika nototenioidlerinin çoğu gibi, donmaya karşı glikoproteinler üretir. Bu, en yakın akrabası olan ve nispeten daha ılıman soğuk sularda yaşayan Patagonya dişbalığında görülmeyenbir özelliktir. Antifriz glikroproteinlerin varlığı, Antarktika dişbalıkları ve diğer nototenioid balıkların Antarktika’yı çevreleyen Güney Okyanusu’nun sıfır derecenin altındaki sularında yaşayabilmesine olanak tanır. Bu balık, nötr olarak yüzer olan beş nototenioid türünden biridir. Bu kaldırma kuvveti 100-120 cm uzunluğunda iken kazanılır ve türün ekstra enerji harcamadan deniz dibi üzerinde zaman geçirebilmesine olanak tanır. Dişbalığı genellikle yaz döneminde Ross Denizi’nde yakalanır ancak bu denizin Hint Okyanusu sektörünün güneyinde, Antarktika Yarımadası civarında ve Güney Sandwich Adaları yakınında Antarktika kıyı sularında da kaydedilmiştir. Dişbalığı, penguenler, foklar, deniz filleri, balinalar gibi canlılar için önemli bir besin kaynağıdır. Dişbalığının aşırı avlanması, bu balıkla beslenen balina türlerinin aynı bölgedeki bir başka balina türünü avlama olasılığını artırmaktadır ve yapılan bazı çalışmalar, bu durumun popülasyonu strese sokabileceğini ortaya koymuştur. Antarktika dişbalığının ilk üreme yaşı, erkek için 13, dişi için 17 olarak tahmin edilmektedir. Yumurtaların yaklaşık dört ile beş aylık bir gelişme periyodu olduğu düşünülmektedir. Yetişkinlerin haziran ve kasım ayları arasında yumurtladığı ve yumurtlamanın muhtemelen 70°G enleminin kuzeyinde, Ross kıta sahanlığı ve yamacının ötesinde gerçekleştiği tahmin edilmektedir. Antarktika dişbalığı oldukça yırtıcıdır. Genellikle çok çeşitli canlılarla beslendikleri bilinmektedir ancak ağırlıklı olarak balık yiyen bir türdür. Kıta sahanlığı üzerinde karides ve küçük balıklarla ancak ağırlıklı olarak Antarktika gümüş balığı ile beslenir. Yaz aylarında kıta yamacında yakalananların ise ağırlıklı olarak fare kuyruklu mezgit balıkları ile beslendiği gözlenmiştir. Bu balıklar, Güney Okyanusu’ndaki lisanslı balıkçılar tarafından ağırlıklı olarak 1200-1800 m derinliklerde dip paraketeleri kullanılarak avlanmaktadır. Hem Antarktika hem de Patagonya dişbalıkları, dünya çapında restoranlarda ve pazarlarda aranan bir türdür. Bazen “beyaz altın” olarak anılan bu değerli balıkların, yasadışı, kayıt dışı ve kural dışı olarak tanımlanan balıkçılıkta da hedef bir tür olduğu bilinmektedir. IUCN Kırmızı Liste, CITES gibi herhangi bir koruma statüsü bulunmamakla birlikte Patagonya Dişbalığında olduğu gibi Antarktika Deniz Yaşam Kaynaklarının Korunması Sözleşmesi (CCAMLR) kapsamında lisansa bağlı olarak ve kontrollü olarak avcılığı yapılmaktadır.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/antarktika-disbaligi
Arktik Tatlı Su Kaynakları ve Kimyaları (Göller, Irmak ve Nehirler)
Nurgül Balcı
Fiziki Bilimler
null
Arktik Kuzey Kutup noktası 90 °C Kuzey enlemi ile Arktik Dairesi denilen 66° 33’ Kuzey enlemi arasında kalan coğrafi bölgedir (Şekil 1). Toplam olarak 27 milyon km²lik bir alana yayılan bölgenin yaklaşık 9 milyon km²si kara gerisi ise denizle kaplıdır. Arktik iklim özelliğine sahip bölgede metre kareye düşen yağış azdır (100 mm-500 mm) ve en sıcak dönemde bile deniz suyu sıcaklığı 10 °C civarındadır. Arktik bölgesinde sıcaklıklar kuru rüzgârların ve sisin etkisiyle mevsimler arasında büyük farklılıklar (+10 °C ile -40 °C arasında) gösterir. Güneş enerjisi bölgeye yeterince ulaştığından ekolojik çeşitlilik mevcuttur. Bitki örtüsü likenlerden, yosunlardan ve değişik ağaç türlerinden oluşur. Coğrafi konumuna rağmen Arktik bölgesi şaşırtıcı şekilde tatlı su ekosistemine sahiptir. Bölgede yer alan nehir ve bunlarla ilişkili deltalar dünyanın en büyükleri arasında yer alır. Arktik ırmakları küresel iklimin önemli bileşenlerinden biridir. Ob, Lena ve Yenisei ırmakları Arktik bölgesinde bulunan en büyük su havzalarını oluşturur. Bölge aynı zamanda dünyadaki en geniş ve derin göllere ev sahipliği yapar. Bunlar sırasıyla şöyledir: Great Bear Gölü, Great Slave Gölü ve Taymyr Gölü. Bu göller sularını hem sürekli akışı olan hem de sürekli akışı olmayan ırmak ve nehirlerden alır. Arktik göllerinin çoğu donmuş toprakların erimesi sonucu meydana gelen çöküntü alanlarında oluşur. Bu göller, Kutup bölgelerindeki en bol ve üretken su ekosistemlerini meydana getirir. Başka bir deyişle biyolojik sıcak noktalar olarak adlandırılabilir. Arktik bölgesi tatlı su ekosistemleri genellikle besince fakir, görece bozulmamış alanlar olarak kabul edilir. Ancak güncel bilimsel çalışmalar, giderek artan insan ve atmosfer kaynaklı kirleticiler ile iklim kaynaklı değişen hidrolojik döngüler ile donmuş alanların çözünmesi gibi çoklu antropojenik etkilerle bu sistemlerin değiştiğini ortaya koymuştur (Şekil 2). Arktik tatlı su kaynaklarının su kalitesi ve kimyası iklim değişimi, donmuş toprakların çözünmesi ve insan kaynaklı etkilerden önemli oranda etkilenmektedir. Arktik bölgesi tatlı su kaynaklarının su kimyası yersel olarak önemli farklılıklar gösterir. Kuzey Arktik bölgesinde veya yüksek enlemlerde yer alan su kaynakları magnezyum, kalsiyum, sodyum, klor ve sülfat açısından Arktik bölgesi yakınlarına oranla daha zengindir. Bu farklı su kimyaları önemli oranda jeolojik kayaçların bileşim olarak farklılıklarından, ayrışma dereceleri ve ortama element salınım miktarları tarafından kontrol edilmektedir.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/arktik-tatli-su-kaynaklari-ve-kimyalari-goller-irmak-ve-nehirler
Antarktika Titreksineği
Selahattin Ünsal Karhan
Yaşam Bilimleri
Omurgasız Canlılar
Antarktik Yarımadasının kuzey kısımlarında yaşayan kanatsız bir titreksinek (Chironomidae ailesi) türüdür. Yaşam süresi yaklaşık 2 yıl olup boyu 2 ile 6 mm arasında değişmektedir. Antarktika titreksineği, Antarktika’da bütünüyle karasal yaşam döngüsüne sahip hayvan türlerinin en büyüğüdür.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/antarktika-titreksinegi
Anhidrobiyoz
Fatih Karakaya
Yaşam Bilimleri
Genel
Suyun bulunmadığı ortamlarda, canlının suyunun tamamına yakın kısmının kaybetmesine rağmen canlılığını korumasını sağlayan evrimsel metabolizma yapısıdır. Organizma tekrar sulu ortama kavuştuğunda normal metabolizma işlemlerini tekrar kazanır. Suyun bulunmaması iki şekilde incelenebilir. Birincisi, suyun fiziksel olarak ortamda bulunmaması halini ifade ederken, diğer husus ise suyun var olmasına rağmen suyun organizma tarafından ulaşılamıyor veya kullanılamıyor oluşunu ifade eder. Her iki biçimde de suyun organizma için kullanılamaması organizmayı anhidrobiyoza sürükler. Normal metabolik aktivite gösteren organizmaların doğrudan susuz kalmaları çoğunlukla ölümle sonuçlanır. Zaman zaman tamamen susuz kalan ekstrem ortamlarda yaşayan organizmalar, evrimsel seçilim sonucu bu metabolizmayı geliştirmiş ve korumuş, bu sayede hayatlarını devam ettirme imkânı bulmuşlardır. Liken, kaktüs gibi birçok organizma ekstrem koşullarda havanın nemiyle bile gelişimlerini sürdürebilir. Suyun metabolik olarak kullanımını engelleyen donma gibi faktörler söz konusu olduğunda, organizmalar yine anhidrobiyoza başvurabilir.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/anhidrobiyoz
Antarktika Krili
Selahattin Ünsal Karhan
Yaşam Bilimleri
Omurgasız Canlılar
Kril, Euphausiacea takımından tüm dünya denizlerinde bulunan, karides benzeri, yaklaşık 6 cm boya ulaşabilen küçük kabukludur. Çoğu türü su kolonunda yaşar. Büyük siyah gözleri bulunur. Çoğunlukla şeffaftır ancak kabukları küçük pigment noktalarından kaynaklanan parlak kırmızı bir renk tonuna sahiptir. Kriller, fitoplanktonlarla beslenir ve besin zincirinin üst basamaklarındaki canlıların besinini oluşturur. Antarktika sularında beş kril türü bulunur. Bunların içinde en çok bulunan tür ise Euphausia superba’dır. Antarktika krili, Antarktika’nın besin zincirindeki en önemli organizmadır. Güney Okyanusu’nda çok büyük (yaklaşık 400 milyon ton) bir biyokitleyi oluşturur. Su kolonunda geniş ve yoğun sürüler hâlinde bulunur. Balıklar, kalamarlar, penguenler, foklar ve balinalar gibi pek çok Antarktik hayvanı için temel besin kaynağıdır.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/antarktika-krili
Arktik Tilkisi
BURAK KARACIK
Yaşam Bilimleri
Arktik Kara Hayvanları
Beyaz tilki, kutup tilkisi veya kar tilkisi olarak da isimlendirilen Arktik tilkisi, Arktik bölgelerde yaşayan küçük bir tilki türüdür. İlk olarak Carl Linnaeus tarafından 1758 yılında literatüre kaydedilen Arktik tilkisinin bilimsel adı, Latince “tilki” anlamına gelen vulpes ve Antik Yunancada “tüylü ayak” anlamına gelen lagopus kelimelerinden gelmektedir. Soğuk iklim koşullarında yaşamak için geçirdiği adaptasyonlar sonucunda çok iyi yalıtım sağlayan bir kürke ve büyük, tüylü bir kuyruğa sahiptir. Vücut ölçüleri erkeklerde 46 cm ile 68 cm arasında değişirken, dişilerde 41 cm ile 55 cm arasında değişir. Hem erkeklerde hem dişilerde ortalama 30 cm civarında olan kuyrukları, boylarına göre epeyce uzundur. Erkeklerin vücut ağırlığı 3,2 kg ile 9,4 kg arasındadır. Dişilerin ağırlığı ise 1,4 kg ile 3,2 kg arasında değişir. Arktik tilkisi, normal şartlarda, bulabildiği tüm küçük hayvanlar ile beslenir. Bunların arasında lemmingler (bkz. Lemmingler), tarla fareleri, tavşanlar, kuşlar ve balıklar yer alır. Bunun yanında kutup ikliminin zor koşullarında bu hayvanları avlaması her zaman mümkün değildir. Bu sebeple soğuk kış dönemlerinde, kurtlar ve kutup ayıları gibi büyük yırtıcıları takip ederek onlardan kalan leşlerle beslenir. En zor koşullarda hayatta kalmak için kendi dışkılarını yedikleri de gözlenmiştir. Lemminglerin yaygın olduğu bölgelerde ana besin kaynakları lemminglerdir. Bir tilki ailesi her gün onlarca lemming yiyebilir. Kuzey Kanada’daki önemli göçmen kuş yollarında avladığı kuşlar da önemli besin kaynaklarından biridir. Arktik tilkisi, sert ve acımasız kutup kışlarında hayatta kalmak için ya yiyecek depolama yoluna gider ya da yiyeceğin bol olduğu zamanlarda vücut yağ oranını arttırır. Deri altlarına ve iç organlarının etrafına biriktirdiği yağlar ile kış başlangıcında yaklaşık 15.000 kJ enerji depolayabilir. 3,5 kg ağırlığında yani ortalama büyüklükteki bir Arktik tilkisinin hayatta kalması için 471 kJ günlük enerjiye ihtiyacı vardır. Depoladığı en önemli yiyecek kaynağı kaz yumurtasıdır. Topladığı kaz yumurtalarının büyük çoğunluğunu kıtlık zamanı için saklar. Bu yumurtalar soğuk iklim koşullarında, bir yıl boyunca bozulmadan durabilir. Arktik tilkisinin üreme faaliyetleri bulabildiği av miktarıyla doğru orantılıdır. Dişi, ana besin kaynağı olan lemminglerin popülasyonları fazlaysa 18 adete kadar yavrulayabilirler. Eğer yiyecek kıtlığı yaşıyorsa kıtlığın yaşandığı yıl üremez. Arktik tilkisi popülasyonu, Lemming popülasyonuna doğrudan bağlı olduğundan 3-5 yılda bir döngüsel av-avcı popülasyon dalgalanmaları yaşanır. Üreme mevsimleri genellikle Nisan ve Mayıs aylarını kapsar ve dişinin gebelik süresi yaklaşık 52 gündür. Arktik tilkisi, ortam koşullarının dengeli olduğu durumlarda genellikle tek eşli bir hayat sürer ve yavrunun bakımından hem anne hem de baba sorumludur. Gezegenin en soğuk noktalarında yaşamak için birçok fizyolojik ve davranışsal adaptasyon yaşayan Arktik tilkisi, sıcaklık -70 °C’nin altına düşene kadar titremeye bile başlamaz. Arktik tilkisi, mükemmel yalıtım sağlayan, yoğun, çok katmanlı kürküne ek olarak köpekgiller familyasında ayakları kürkle kaplı tek türdür. Düşük yüzey alanı/hacim oranına sahip olması, kısa ve kalın kulakları, kısa burnu ve bacakları sayesinde ısı kaybını en aza indirecek kompakt bir vücut yapısına sahiptir. Ayrıca, ortalama 30 cm uzunluğundaki kuyruğu ile kendine has kıvrılma pozisyonuna geçerek vücudunun soğuk havaya daha az maruz kalmasını sağlayıp ısı kaybının önüne geçer (Şekil 1). Vücut sıcaklığını sürekli kontrol altında ve dengede tutmasını sağlayan bir diğer mekanizma da penguenler, ördekler ve bazı diğer kuş türlerinde görülen, ayaklarında gerçekleşen ısı değişim mekanizmasıdır. Soğuk zeminle temas hâlinde olduğundan ayaklardan vücudun üst kısmına dönen kan çok soğuktur. Soğuk kanın vücudun üst kısmına iletilmesi bu canlı için ciddi bir sorun teşkil eder. Bu nedenle, ayaklara iletilen sıcak kan, buradan ayrılan soğuk kanın ısıtılması için kullanılarak soğuk kanın vücudun üst kısmına ulaşması engellenir. İşitme aralığı 125 Hz - 16 kHz olan Arktik tilkisinin bu duyusu köpeklerinki kadar güçlü olmasa da kar tabakasının 10-12 cm altında yuva yapmaya çalışan lemmingleri kolayca duymasına yeterlidir.4 Arktik tilkisi avının yerini tespit ettiğinde ani bir dalışla kar tabakasını deler ve avını yakalar. Gelişmiş işitme duyusuna göre çok daha güçlü bir koku alma duyusuna sahiptir. Bu sayede kutup ayılarını onlara çok yaklaşmadan takip edebilir ve diğer yırtıcılar tarafından bırakılmış leş artıklarının kokusunu 10 ile 40 km arası mesafelerden alabilir. Ayrıca kar tabakası altında donmuş hâlde bulunan lemminglerin kokusunu 77 cm kalınlığa kadar alabilir. Uluslararası Doğa Koruma Birliği’nin Kırmızı Listesinde “asgari endişe duyulan tür” olarak sınıflandırılan Arktik tilkisinin toplam popülasyonunun genel olarak iyi derecede korunmakta olup ve yedi yüz binden fazla bireyi olduğu tahmin edilmektedir. Genel bir nesil tükenmesi tehlikesiyle karşı karşıya değildir fakat bazı bölgelerde popülasyonu tehlikeli bir şekilde düşüş göstermektedir. Bunun bariz bir örneği İskandinav bölgesindeki düşüştür. Yasalarla avlanmaları yasaklanmış olmasına rağmen Norveç’i, İsveç’i ve Finlandiya’yı kapsayan alanda yetişkin popülasyonunun büyük bir düşüş gösterdiği bildirilmektedir. Her ne kadar hâlen asgari endişe duyulan tür kategorisinde yer alsa da Arktik tilkisinin popülasyonu konusunda gün geçtikçe endişe uyandıran bir problem de küresel ısınmadır. Küresel ısınma sebebiyle doğal yaşam alanlarının giderek daralması ve ısınan bölgelere kızıl tilkilerin gelmesi arktik tilkiler için tehlike oluşturmaktadır. Yaşam alanlarının kesişmeye başladığı yerlerde kızıl tilki, Arktik tilkisini ve yavrularını öldürmekte ve yaşam alanını baskılamaktadır.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/arktik-tilkisi
Antarktika Taş Yengeçleri
Selahattin Ünsal Karhan
Yaşam Bilimleri
Omurgasız Canlılar
Taş yengeçler, kabukluların Lithodidae ailesine ait yengeç benzeri görünüme sahip eklembacaklılardır. Taş yengeçlerin, gerçek yengeçlerin aksine belirgin bir “kuyrukları” veya kabuğun altına katlanmış yelpaze şeklinde karınları bulunur. Bir çift güçlü kıskacı, üç çift yürüme bacağı ve solungaçlarla yumurtaların bakımını sağlamak veya sperm transferi için kullanılan bir çift ilkel bacağı vardır. Antarktik altı sularda, yaygın ticari avcılığı yapılan Lithodes santolla, L. confundens ve Paralomis granulosa’nın da bulunduğu 13 taş yengeç türü bulunur. Antarktika’dan ise bugüne kadar sekiz taş yengeç türü rapor edilmiştir. En yaygın Antarktika taş yengeçleri Lithodes murrayi ve Paralomis birsteini türleridir.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/antarktika-tas-yengecleri
Adelie Pengueni
Latife Çakır Bayram
Yaşam Bilimleri
Penguenler
Adélie penguenleri, Spheniscidae ailesine ait olup, Antarktika’nın merkez bölgelerinde bulunan iki penguen türünden biridir; diğeri ise imparator penguenleridir. 1840’ta Fransız Antarktika keşif seferi lideri Jules Dumont d’Urville’in ekibi tarafından keşfedilmişlerdir. Adélie penguenlerinin adı, Fransız kutup araştırmacısı Adèlie Dumont d’Urville’in eşinden gelmektedir. Bu penguen türü, Antarktika’da bulunan tüm penguenler arasında en küçük olanıdır ve en yaygın olarak bulunan türdür. Göğüs bölgesi beyaz, sırt bölgesi ise mavi uçlu siyah tüylerden oluşur. Benzer şekilde, kuyrukları, başları ve yüzleri siyahtır. Adélie penguenlerini diğer türlerden ayıran önemli özelliklerden biri, gözlerinin çevresindeki küçük beyaz tüy halkasıdır. Diğer ayırt edici bir özellikleri ise gagalarının tabanındaki tüylerdir. Bu uzun tüyler, gagalarının yarısını kaplar ve turuncu ile yer yer siyah renklidir. Ayak tabanları siyahtır ve ayak ve bacakları beyazdan pembeye renk değiştirir. Hareketsiz kaldıklarında, bu bölgelere daha az kan pompalandığı için ayakları beyaza döner. Yürüdüklerinde veya yüzdükten sonra ayakları pembe renk alır. Bu penguenler terlemedikleri için yüzdükten sonra fazla ısıyı ayaklarından atarlar. Hareketsiz kaldıklarında azalan kan akışı sayesinde vücut ısılarını korurlar. Yetişkin Adélie penguenlerinin boyu genellikle 70-73 cm arasında değişir ve ağırlıkları 4-6 kg arasında değişir. Fırça kuyruklu penguenlerin diğer türlerine göre kuyrukları daha uzundur. Adélie penguenleri, genellikle yaklaşık altı dakika süren kısa dalışlar yaparlar, ancak yaklaşık olarak altı dakika boyunca su altında kalabilirler. Adélie penguenleri, saatte yaklaşık 8 km hızla yüzebilir ve avlanmak için sığ sularda dalış yaparlar, genellikle suyun ilk 70 metresinde beslenirler. 180 m derinliğe kadar dalabildikleri kaydedilmiştir. Bu penguenler, güçlü ayak yapısı ve ayaklarının soğukta hayatta kalma yeteneği sayesinde buz üzerinde kolayca hareket edebilirler. Ayaklarını ve ayak tırnaklarını kayalıklara tırmanmak için kullanır ve karınlarını üzerinde kayarken itmek için güçlü bacaklarına güvenirler. İlkbaharda, yavrularını yetiştirebilmek için karaya ulaşmak amacıyla uzun deniz buzları boyunca yol alır. Bu amaçla 20 ile 40 km arası mesafeler kat eden bu türün 100 km’ye kadar seyahat ettikleri görülmüştür. Adélie penguenleri kışın genellikle kıyı bölgelerinde büyük buz tabakalarında bulunur. İlkbaharın yaklaşmasıyla deniz kıyısına göç ederler ve üreme mevsimine girerler. Erkekler, dişileri etkilemek için taşları toplayarak en güzel yuvaları yapmaya çalışır. İlginç bir şekilde, üreme mevsimlerinde daha agresif davranışlar sergileyebilirler ve bazen birbirlerinin yuvalarından taşlar çalabilirler. Yavrular 7 ila 9 haftalık olduklarında koloniyi terk eder ve denize giderler. Çoğu yavru, 3-5 yaşlarına kadar üreme yeteneği kazanana kadar geri dönmez. Adelie penguenlerinin yaklaşık 16 yıl yaşadığı bilinmektedir. Adélie penguenleri genellikle Antarktika bölgesinde bulunsa da sayıca en fazla oldukları bölge Ross Denizi’dir. Ayrıca Antarktika kıyıları ve çevresindeki adalarda, Güney Orkney ve Güney Sandwich Adaları gibi bölgelerde ürer. Adelie penguenleri aslında göçmen kuşlardır. Kış aylarında, bu kuşlar kuzeye, buz dolu bir ortama göç ederler. Burada, yiyeceğe daha iyi erişebildikleri geniş buz tabakalarında yaşarlar. Yaz geldiğinde, Adelie penguenleri Antarktika’nın kıyı sahillerine doğru yola çıkar. Antarktika kıyı şeridi ve açık deniz adaları boyunca kayalık sahillerde yaşarlar. Bu göçmen kuşlar, kış aylarını daha fazla yiyeceğe erişebildikleri geniş buz tabakalarında geçirirler ve yazın Antarktika’nın kıyı bölgelerine geri dönerler. Deniz canlıları, özellikle kril, kalamar, Antarktik gümüş balığı ve diğer küçük balıklar, Adélie penguenlerinin temel besin kaynağıdır. Ayrıca, leopar fokları ve katil balinalar gibi yırtıcılar tarafından avlanırlar. Adélie penguenleri, bu bölgedeki kril ve balık popülasyonlarını kontrol altında tutar ve diğer yırtıcılar için önemli bir besin kaynağıdır. Türün genel popülasyonu şu anda artmakta olup, toplam sayılarının 7.580.000 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Adelie penguenleri Uluslararası Doğa Koruma Birliği’nin Kırmızı Listesinde yer alarak “asgari endişe duyulan tür” olarak sınıflandırılmaktadır.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/adelie-pengueni
Antarktika Piresi
Selahattin Ünsal Karhan
Yaşam Bilimleri
Omurgasız Canlılar
Ceratophyllidae ailesi üyesi bir kuş piresi türü olan Antarktika piresi, Antarktika’da yaşadığı bilinen tek pire türüdür ve kıtaya endemiktir. Antarktik fırtına kuşları ve fırtına kırlangıçları üzerinde ektoparazitik (dış asalak) olarak yaşar.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/antarktika-piresi
Amsterdam Adası
ERKAN YILMAZ
Yer Bilimleri
null
Amsterdam Adası, Hint Okyanusu ortasında; Afrika, Avustralya ve Antarktika ana karalarına yaklaşık aynı uzaklıkta, Antarktika ve Avustralya plakaları arasında (Şekil 1a, c) yer almaktadır. Ada, morfolojik olarak, Orta Hint Sırtı ile Hint Pasifik Sırtı arasında, Amsterdam-Aziz Paul Denizaltı Platosu üzerinde oluşmuştur. 37°52’51”G ve 37°47’32”G enlemleri ile 77°30’47”D ve 77°35’50”D boylamları arasında bulunan adanın alanı yaklaşık 53 km²dir. Amsterdam Adası, 1522 yılında, Sebastien Del Cano tarafından keşfedilmiş; adaya ilk çıkış 1696 yılında Willem van Vlaming tarafından yapılmıştır. İskân edilmeyen adada 1949 yılında Fransız ekiplerce bilimsel istasyon kurulmuştur. Ada, kısa ekseni doğu-batı (7, 2 km), uzun ekseni kuzey-güney (9, 8 km) yönünde bir elips şeklindedir (Şekil 1c). En yüksek yeri, güneybatıda yer alan 881 m yükseltiye sahip La Dives Tepesi’dir. Topografik olarak asimetrik bir özellik gösteren adanın doğu ve kuzeyi daha az eğimliyken güneybatı kısmında dik yamaçlar bulunmaktadır. Adada Venüs, La Chaudron ve Antonelli gibi çok sayıda parazit koni bulunmaktadır. Fernand ve La Dives Tepesi arasında bulunan Tourbieres Düzlüğü’nde turbalık alanlar bulunmaktadır. Hem Fransız Meteoroloji Kurumunun (FMK) adada kurulan meteoroloji istasyonundan elde edilen veriler (1950-1990) hem de ayrıntılı model verileri (1970-2000) ile yapılan değerlendirmede adada, Köppen-Geiger sınıflandırmasına göre Cfb yani ılıman-kurak mevsimi olmayan, serin yazlı bir iklimin hakim olduğu belirlenmiştir. FMK verilerine göre adada yıllık ortalama sıcaklık 13.8 °C derece olarak belirlenmiş, en düşük ortalama sıcaklıklar ağustos ayında (9 °C), en yüksek ortalama sıcaklıklar şubat ayında (19, 8 °C) ölçülmüştür. Ada ve çevresinin nemli olması, zirve ve civarının sisli olmasına yol açar. Bu durum da kalderada turbalık gelişmesine neden olmaktadır. Adada düzenli bir yağış rejimi bulunmakta, en düşük aylık toplam yağış 75 mm’nin üzerindedir. Adaya en az yağış şubat ayında (78 mm), en yüksek yağış ise haziran ayında (113 mm) düşmekte, yıllık ortalama toplam yağış FMK verilerinde 1119 mm iken model verilerinde 1280 mm olarak verilmektedir. Rüzgâr hızı yaz aylarında artmakta, saniyede 6 metreyi geçmektedir. Yosunlar, likenler ve eğrelti otları ile kaplı adada, 6-7 m boylarında Phylica nitida (Rhamnaceae) ağaç türüne de rastlanmaktadır. Bitki örtüsü yüksekliğe bağlı olarak dağılış göstermektedir. Kıyılarda Poa novarae ve Spartina arundinacea gibi ot türleri ile bir saz türü olan Scirpus nodosus hakimdir. Toprağın nemli ve derin olduğu yerlerde, çeşitli eğrelti otları (Elaphoglossum succaesifolium, Gleichenia polypodioides, Polystichum adiantiforme), ciğer otları (özellikle Marchantia spp.) ve bazı vasküler bitkiler (Plantago staunton, Acaena sanguisorba) ile Phylica nitida yaygın olarak görülmektedir. 500 m’nin üzerindeki turbalık alanlarda bir yosun türü (Lycopodium trichiatum), bir eğrelti otu türü (Gleichenia polypodioides) ile bazı damarlı bitkiler (Uncinia brevicaulis, Poa fuegiana, Trisetum insulare, Caena sanguisorba ve Scirpus aucklandicus) bulunmaktadır. Merkezi plato alanında bir yosun türü olan Sphagnum sp. ve ciğer otları hakimdir. Ada ortasında, La Dives Tepesi’nin kuzey ve batısını kaplayan La Dives Kalderası, 1 km çapındadır ve Mauna Loa tipi volkanizma sonucu oluşmuştur. Bu kaldera, 150 m derinde bulunan, 3 km batıya uzanan eski bir kaldera üzerinde oluşmuş ve onu tahrip etmiştir. Bu kaldera içerisinde oluşan yeni bacalar bulunmakta ve bu bacaların duvarları 30 metre yüksekliğe ulaşmaktadır. En genç kalderadan çıkan lavlar, kuzeye doğru 2-3 km mesafede yayılmıştır. Kaldera içinde, nihai volkanizma sonucunda oluşmuş Grande Marmite ve Museau de Tanehe Kraterleri de bulunmaktadır. Adada, çok sayıda ikincil krater, parazit koni ve hornito bulunmaktadır. Ada kıyılarında dalgaların aşındırması sonucunda 25-50 metre yüksekliğe sahip falezler oluşmuştur. Adanın batı kıyıları, KD-GB ve KB-GD doğrultulu fay hatlarına uyumlu gelişmiştir. Amsterdam Adası, Avustralya Levhası sınırları içerisinde yer almasına rağmen esasında Avustralya ve Antarktika levhaları arasında, Orta Hint ile Hint-Pasifik Okyanus Ortası Sırtı arasında gelişmiş Amsterdam Fay Zonu’nda, Amsterdam-Aziz Paul Denizaltı Platosu üzerinde gelişmiştir (Şekil 1b). Uzaklaşan levha aktivitesinin hâkim olduğu bölgede, sığ depremler meydana gelmekte, okyanus tabanı yılda 3 cm genişlemektedir. Okyanus sırtı, lerzolit, dünit ve toleyitik olivinli bazalttan oluşmaktadır. Adanın en yaşlı birimi 690 bin yıl olarak yaşlandırılmış, adadaki volkanik birimlerin büyük bölümünün 400 ve 200 bin yıl arasında oluştuğu anlaşılmıştır. Adada güncel volkanik etkinlik bulunmamakla beraber, 2000 yılında adanın 18 km kuzeydoğusunda, Boomerand Denizaltı Dağı’nda volkanik aktivite kaydedilmiştir.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/amsterdam-adasi
Ak Martı
Korhan Özkan
Yaşam Bilimleri
null
40-43 cm boy, 108-120 cm kanat açıklığına ve 520-700 gram ağırlığa ulaşabilen orta boy bir martı türüdür. Bembeyaz tüyleri, kırmızı gözleri ve ucu kızıl yeşil-gri gagası ile kolayca tanınabilir. Arktik dairenin iç bölgelerinde ve ulaşılması zor yerlerde üremesiyle bilinen kuzey kutbunun en karakteristik martı türüdür. Üreme alanları arasında Kanada’nın kuzey kesimleri, kuzey Grönland, Svalbard Adası ve Rusya’nın kuzey adaları bulunur. Kış aylarında da genellikle Arktik daireyi terk etmez ve Arktik Okyanusu ile Pasifik ve Atlantik okyanusunun kuzey kesimlerinde kışlar. Üreme için özellikle memeli avcıların ulaşamayacağı bölgeleri tercih eder. Grönland’da denizden 60 km içeride ve 1900 metre yükseklikte üreme kolonileri tespit edilmiştir. Üremek için dik uçurumların üzerindeki kaya çıkıntılarını tercih eder. Ancak açık denizde sürüklenen, üzeri çakıllarla kaplı buz dağlarında da üreme kolonileri kurduğu gözlenmiştir. Yuvalarını genellikle çevrede buldukları yosunlarla oluştururlar. Kuluçka dönemi yaklaşık 26 gün sürer ve bu süre zarfında iki ebeveyn de sırayla kuluçkaya yatar. Yumurtaları, zorlu koşullara karşı korumak için birkaç saniyeden fazla açıkta bırakmazlar. Kış aylarında özellikle deniz buzu çevresinde yoğunlaşır. Bu dönemde, özellikle deniz buzunun çevresinde %70-90 buz kapalılığına sahip alanları tercih ettiği rapor edilmiştir ve bu türün en büyük nüfusu, kış aylarında deniz buzu üzerinde üreyen fok kolonilerinin çevresinde gözlenmiştir. Ancak Arktik kışının yoğun fırtınalarında deniz buzu alanlarından uzaklaşabilirler. Göç zamanlaması ve rotası, deniz buzu oluşumunun ve erimesinin etkisi altında belirlenir. Nadir durumlarda Portekiz ve İtalya gibi Akdeniz ülkelerinden de tarihsel kayıtlara rastlanmıştır. Bu kuşlar buzlu bölgelerde yaşayan balıklarla ve su yüzeyinden veya sahilden topladığı diğer deniz canlılarıyla beslenirler. Ayrıca diğer kutup martıları gibi ölü canlılar ve kutup ayısı veya fok gibi avcıların artıklarıyla da sık sık beslenirler. Ulaşılması zor alanlarda yaşamaları ve bu bölgelerdeki bilimsel çalışmaların sınırlı olması nedeniyle, bu tür hakkındaki bilimsel çalışmalar oldukça sınırlıdır. Dünya genelinde tahmini olarak 14.000 çift kadar ak martı bulunduğu düşünülmektedir. Popülasyonlarında 1970’lerden bu yana belirgin bir azalma gözlemlenmektedir ve bu nedenle nesilleri tehlikededir. Azalmanın kesin nedeni belirlenememiş olsa da, iklim değişikliği nedeniyle deniz buzunda ve besin kaynaklarında meydana gelen değişikliklerin büyük bir faktör olduğu düşünülmektedir.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/ak-marti
Arktik Bölgesinin Kolonizasyonu
SÜMEYYE GÜNEŞ ALABAŞ
Sosyal ve Beşerî Bilimler
null
Kolonizasyon, genellikle önemli bir mekânsal mesafe ile ayrılmış, farklı bir halkın bir diğeri tarafından baskı altına alınmasını tanımlayan bir terimdir. Metropol veya merkez terimi, bir sömürge gücünü tanımlamak için kullanılırken, koloni veya çevre, sömürgeleştirilmiş olanı tanımlamak için kullanılır.Sömürgeciler kolonilerinde; alan, fazla nüfusları yerleştirmek veya zenginliklerine katkı sağlamak için kaynak aramaya eğilimlidirler. Arktik bölgesinde sömürgeci güç, yerli halkları ve topraklarını yeniden şekillendirmeye çalışan ve nihayetinde sömürgeleştirilmiş olanı somutlaştırıp yansıtmaya gelen “bütünleyen” herhangi bir süreçle tanımlanabilir. Sömürgecilik, Arktik bölgesinde bir yaşam biçiminin ya da üretim biçiminin (batılı ya da kapitalist biçimin) bir diğerine (toplayıcı ve avcı biçimine) tahakküm edilmesiyle karakterize edilmiştir. Bölgedeki en erken Avrupa kolonizasyon girişimleri ise, modern çağın ilk bin yılının sonunda, batı Grönland’da ve Kuzey Amerika’nın kuzeydoğu köşesinde kurulan Viking yerleşimci-koloni topluluklarıyla başlamıştır. Buna ek olarak, Arktik halklarının modern çağda Avrupalılar tarafından ilk karşılaşılanlar arasında olmasına rağmen, en son kolonize edilenler arasında oldukları bilinmektedir. Bölgenin genelinde en erken sistemik temaslar, 19. yüzyılda balina avı ile başlamıştır. Balinalar, Avrupa’nın sanayileşmesi için kritik bir ekonomik kaynak haline gelmiş, ayrıca endüstriyel makineleri yağlayan petrol ve çok çeşitli ticari kullanımlar için balya sağlamıştır. Fakat balina avcılığı, önemli bir doğal kaynaktan aşırı derecede yararlanıldığından sömürgeci bir varlık olarak nitelendirilmektedir. Buna ek olarak, Avrupa kökenli erkek balina avcıları ile Inuit kadınları arasındaki ilişkilerden dünyaya gelen çocuklar, annelerin bakımında bırakılmıştır. Diğer sömürgeleştirilmiş bölgelerden farklı olarak, bu karşılaşmalardan güçlü bir şekilde tanımlanabilir ve farklı “kreole”, “métis” ya da karışık kan halkı ve kültürü ortaya çıkmamıştır. Ayrıca, bu tür ilişkilerin neredeyse tüm çocukları Inuit kültürüne kabul edilmiştir. 20. yüzyılın başındaki Yukon altın hücumu, Arkti bölgesindeki minerallerin, petrol ve gazın yeni bir sömürge kaynak kullanımı aşamasını başlatmıştır. Altına hücum, madencilerin Yukon’a hücum etmelerine neden olmuş ve oradaki yerli halklar için çeşitli istihdam fırsatları sağlarken geleneksel geçim bölgelerinden etmiştir. Dawson City, yüzyılın başında potansiyel bir kuzey yerleşimci sömürge merkezi gibi görünmesine ve Yukon’un kendisi, kendi hükümetiyle ayrı bir bölge olarak yaratılmış olsa da bir göçe yol açmıştır. Bunun sonucunda, bölgeye yeni gelen göçmen nüfus için iş yaratan ve güneydeki tüketicilerin yararına işlenmemiş kaynakları güney bölgelerine gönderen çok maliyetli, yenilenemeyen kaynak geliştirme projeleri tasarlanmıştır. Ekonomik olarak sömürgecilik, geleneksel ekonomileri hem dizginlemeye hem de yerinden etmeye çalışmıştır. Arktik sömürgeciliğini diğer tarihi ve bölgesel ekonomik sömürgecilik örneklerinden ayıran bir özellik ise bir emek kaynağı olarak yerli halka veya sömürgeleştirilmişlerin işçi olarak sistematik sömürüsüne bağlı olmamasıdır. Arktik bölgesindeki geleneksel yerli ekonomiler kimi zaman “geçimlik ekonomiler” olarak nitelendirilse de bu terim yanlıştır. Arktik balina avcılığı dönemi, geçtiği bölgelerin her birinde tek bir patlama ve düşüş döngüsü izlediğinden, yerli halklar arasında Avrupa mallarına olan ilgiyi canlandırmasına ve yerli işgücüne dayanan sömürge projelerinden daha fazlasına dayanmasına rağmen yeterince rağbet görmemiştir. Bunu takip eden kürk ticareti, Arktik halklarını sistematik olarak dünya ekonomisine çekmede ve bağımlılık yaratmada daha başarılı olmuştur. Ayrıca, kunduzun keçe olarak kullanılmasına odaklanan Subarktik kürk ticaretinden farklı olarak, Arktik kürk ticareti, özellikle beyaz tilki olmak üzere lüks kürk üretimine odaklanmıştır. Arktik bölgesinin kolonizasyonu, II. Dünya Savaşı sırasında başlamıştır. Daha önce uzak bölgeleri erişilebilir kılan gelişmiş ulaşım teknolojileriyle bağlantılı olarak, çoğu asker olan kısa süreli işçilerin kitlesel göçü, sömürge varlığında çarpıcı bir artışa yol açmıştır. Örneğin, Batı Arktik bölgesindeki Alaska otoyolunun ve Canol boru hattının inşası, yerli çalışanları bir dereceye kadar rehber ve tedarikçi olarak kullanırken, izole toplulukları güney etkilerine maruz bırakmış ve büyük ölçüde toprak haklarının görmezden gelinmesine sebep olmuştur.Arktik’in her bölgesi kendi kolonileşme çeşitliliğini deneyimlemiş olsa da Arktik kolonizasyon modeli, hakim olan farklı yerli kültürel formlar ve bölgenin farklı ekolojisi tarafından yaratılan benzerlikler sergilemiştir. Sömürgeciliği bütünleştirici bir süreç olarak kabul edip buna karşılık gelen siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel yönlerden direnme çabalarını inceleyerek bahsi geçen benzerlikler gözlemlenebilir. Politik olarak, Arktik bölgesinin yerli halkları arasındaki liderlik yapılarının doğası, eşitlikçilik ve bağımsızlık atmosferinde dağınık ve genel olarak yayılmış bir liderlik, sömürgeci güçlerin bir “terra nullius” doktrinini uygulamada kısıtlanmadıkları anlamına gelmektedir. 20. yüzyılda çeşitli Arktik bölgeleri üzerindeki sömürgeler, yabancı güçler tarafından kontrol edilmiştir. Ayrıca Arktik bölgesi en az çabayla, uzaktan, sömürge merkezinden yönetilme eğilimindeydi. Örneğin, Kanada’da, devletin varlığı yüzyılın ortalarına kadar birkaç dağınık polis memuruyla sınırlıydı. Misyonerler ve tüccarlar, 1950’lerde dramatik bir dönüş, yoğun bir yerleşim çabasına yol açana kadar, yerleşimlere yönelik hareketi caydırmak ve kendi kendine yeterliliği teşvik etmek için bir politikayı desteklemek için onlara katılmışlardır. Bununla birlikte, 20. yüzyılın sonlarına doğru yerli halk, bölgesel, ulusal ve uluslararası siyasi temsili geliştirirken, kolonyal çerçeve içinde bölge özerkliği için başarılı bir mücadele yürütmüşlerdir. Çoğu durumda, tarıma dayalı yerleşimci kolonilerinin olmaması, yerli halkın nüfus çoğunluğunu korumasına ve nihayetinde bölgesel bazda seçim başarısı ile kullanmasını sağlamıştır. Bu nedenle, ulusal bir sömürge bağlamı çerçevesinde olmasına rağmen, siyasi dekolonizasyon bir dereceye kadar gerçekleşebilmiştir. Bu rejimlerin birçoğunda, kültürel bağlamda uygun programlar ve çalışma tarzları geliştirmek yerine genellikle güney yönetim modellerini kopyalamayı tercih eden ve yerli olmayan halkların idari açıdan hâkim olma eğiliminde olması söz konusudur. Kuzeybatı Toprakları’nda yerli politikacılar 1979’da yasama organının siyasi kontrolünü ele geçirmiş ve oradaki hükümetin genel politika yönelimini yeniden şekillendirmeyi başarmışlardır. Bu yöneticiler değiştirilse bile, yerine geçenler genellikle güneyliler olmuş ve kendi çıkarlarını geliştirmişlerdir. Sonuç olarak, yüzeyde daha meşru, daha incelikli, bütünleştirici politikalar uygulamaya devam eden bir hükümet olmuştur. Grönland ve Nunavut’ta da benzer gelişmeler yaşanmıştır.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/arktik-bolgesinin-kolonizasyonu
Arktik’teki Uyuşmazlık Alanları
Adnan Dal
Sosyal ve Beşerî Bilimler
null
Arktik bölgesi etrafı kara parçalarıyla çevrili bir okyanustan oluşmaktadır. Okyanusu çevreleyen kara parçaları ABD, Kanada, Rusya, Danimarka ve Norveç’e aittir. Dolayısıyla bu beş devlet, okyanusa kıyısı olduğu için kıyıdaş devletler olarak ifade edilmektedir. Bölgenin büyük bölümünü okyanus oluşturduğu için Arktik’te devletler arasında teritoryal anlamda anlaşmazlık konuları nadirdir. Buna karşın, devletlerin aynı alanlar üzerinde farklı argümanlarının olduğu deniz alanlarıyla ilgili anlaşmazlıklar daha fazla öne çıkmaktadır. Bu nedenle, Arktik’te ortaya çıkan uyuşmazlıklarda genel olarak uluslararası deniz hukuku kuralları uygulanmaktadır. Burada Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi Arktik devletlerince başvurulan en önemli organ olarak işlev görmektedir. Arktik bölgesinde toprak iddiasına dayalı devletler arası anlaşmazlıklar yoğunlukla adalar üzerinde ortaya çıkmıştır. Özellikle bazı adaların egemenliğine dayalı statü belirsizlikleri Arktik devletleri arasında tartışmalara neden olmuştur. Bu belirsizliklerin bir kısmı, Svalbard örneğinde olduğu gibi, devletler arası anlaşmalar yoluyla çözüme kavuşturulmuştur. Bir takımada niteliğinde olan Svalbard’ın üzerindeki statü belirsizliği 1920 yılında imzalanan Spitsbergen Anlaşması ile çözüme kavuşturulmuştur. Adanın askerden arındırılmasını öngören ilgili Antlaşma hükümlerince egemenliği Norveç’e verilmekle birlikte, Antlaşma’ya taraf devletlere ticari faaliyetler konusunda eşit haklar tanınmıştır. Nitekim 2012 yılından itibaren Norveç ve Rusya adada ticari faaliyetlere başlamıştır. Deniz alanlarıyla ilgili üzerinde anlaşmazlık bulunan bir diğer ada Danimarka, Norveç ve İzlanda’ya neredeyse eşit uzaklıkta bulunan Jan Mayen adasıdır. İlgili adanın 200 deniz miline kadar olan deniz alanı üzerindeki anlaşmazlık üç devlet arasındaki müzakere, uzlaştırma komisyonu ve yargı kararlarının etkisiyle çözüme kavuşturulmuştur. Egemenliği Norveç’e ait bulunan ada ile ilgili 1980 yılında oluşturulan uzlaştırma komisyonunun çabalarıyla 1981 yılında Norveç ve İzlanda arasında ortak bir deniz alanının kabul edilmesiyle bu sorun ilgili iki ülke arasında çözüme ulaştırılmıştır. Ada üzerindeki deniz alanları ile ilgili tartışmaların bir diğer tarafı olan Danimarka da hak iddiasında bulunmuştur. Ancak 1988 yılında Uluslararası Adalet Divanı (UAD) kararıyla iki devlet arasındaki 64,600 km² alan sırasıyla Norveç (57%) ve Danimarka (43%) şeklinde paylaştırılmıştır. Hans adası -yerli dilde Tartupaluk- konumu itibarıyla Kanada’ya ait Ellesmere Adası ile Grönland arasında ve iki adaya neredeyse eşit mesafede yer almaktadır. Ada üzerinde insan yerleşimi olmamakla birlikte, adanın stratejik konumu ve hidrokarbon kaynakları açısından zengin olabileceği yönünde yapılan tahminler adayı önemli kılmıştır. Bu nedenle Danimarka ve Kanada, adanın statüsü konusunda tam egemenlik iddiasında bulunmuştur. Adanın 1973 yılından beri egemenlik statüsü ile ilgili belirsizliği, Kanada ve Danimarka arasında anlaşmazlığa sebep olmuştur. Ada üzerindeki anlaşmazlık, 2022 yılına kadar Arktik bölgesindeki teritoryal anlamdaki tek anlaşmazlık olarak bilinmektedir. Hans Adası üzerindeki anlaşmazlık, 1973 yılında deniz alanlarının yeniden sınırlandırılmasına yönelik yapılan girişimlerden sonra başlamıştır. İlgili yıl içerisinde deniz alanları belirlenirken adanın statüsü sonraki görüşmelere bırakılmıştı. Bundan dolayı Hans Adası’nın statüsü ile ilgili anlaşmazlıklar ortaya çıkmıştır. Özellikle 1984 yılında Kanada’nın askeri birlikleri tarafından adanın ziyaret edilmesi ve adaya Kanada bayrağının ve sembolik Kanada viskisi şişesinin bırakılması, Danimarka tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Buna karşın Danimarka Başbakanı adayı Danimarka’nın yerel içkisi schnapps ile ziyaret ederek karşılık vermiştir. Adanın statüsü ile ilgili belirsizliğin sürmesi, iki devlet arasında çözüm önerilerinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Nitekim 2005 yılında her iki ülke, sorunun çözüme kavuşturulması için koordineli bir biçimde çalışmaya karar vermiş, 2018 yılında ise ortak bir görev gücünün kurulmasında mutabık kalmıştır. Bu ortak görev gücünün de çalışmaları sayesinde yaklaşık yarım asırdır Kanada ve Danimarka arasında yer alan ada üzerindeki anlaşmazlık 2022 yılı içerisinde iki tarafın belirli konularda mutabık kalmasıyla sona ermiştir. İlgili anlaşmaya göre Hans Adası’nın her iki ülke arasında eşit bir şekilde paylaşılmasına karar verilmiştir. Yukarıda da ifade edildiği gibi teritoryal anlaşmazlıkların sınırlı olduğu Arktik bölgesinde devletler arası anlaşmazlık konuları daha çok deniz alanlarıyla ilişkili olmuştur. Bu anlaşmazlıkların bir kısmı karşılıklı deniz alanlarına sahip devletler arasında olmuştur. Arktik Okyanusu’nda bu manada Rusya-ABD, ABD-Kanada, Kanada-Danimarka, Danimarka-Norveç ve Norveç-Rusya arasında olmak üzere karşılıklı beş deniz alanı mevcuttur. Deniz alanlarıyla ilgili anlaşmazlıklara bakıldığında, ABD ve Rusya Bering Denizi üzerinde, ABD ve Kanada Beaufort Denizi üzerinde -Arktik deniz alanlarıyla ilgili henüz çözüme kavuşturulamayan temel anlaşmazlık olarak durmaktadır, Danimarka ve Kanada Lincoln Denizi üzerinde anlaşmazlık yaşamaktadır. ABD ve Rusya arasında 1990 yılında yapılan anlaşmayla Bering Denizi ile ilgili düzenlemeyi de içeren ve kara suları ve 200 deniz mili mesafeyi içeren alanlar üzerine anlaşma sağlanmış; ancak ilgili anlaşma henüz Rusya tarafından onaylanmadığı için yürürlüğe girmemiştir.Lincoln Denizi üzerinde ise 2012 yılında Kanada ve Danimarka eşit mesafe ilkesine dayalı bir anlaşma sağlamıştır.Barents Denizi üzerinde ise Norveç ve Rusya anlaşmazlığı mevcut idi ancak 2010 yılında iki ülke bu deniz üzerindeki alanların eşit bir şekilde paylaşımına dair anlaşmaya vardı. Bu nedenle Barents Denizi üzerindeki yaklaşık yarım asırdır süregelen anlaşmazlık son bulmuştur. İlgili anlaşmazlığın sona ermesi, Arktik’de deniz alanları konusunda yaşanan anlaşmazlıkların barışçıl bir şekilde çözüme kavuşturulması anlamında önemli bir yer edinmiştir. Arktik Okyanusu’nda iklim değişikliğiyle birlikte deniz buzunda meydana gelen büyük çaplı erime ve çekilmeler, kıta sahanlığının genişletilmesi ile ilgili sorunları da ortaya çıkarmıştır. Normal şartlarda 200 deniz mili mesafesinde olan kıta sahanlığının, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS) bünyesindeki Kıta Sahanlığı Sınırları Komisyonu’na (KSSK) taraflarca başvurularak artırılabilmesi mümkündür. Başvuru sahibinin komisyon tarafından belirlenen şartlara göre başvurabilme imkânı, bu konuda Arktik devletleri arasında aynı alanlar üzerinde anlaşmazlıklara neden olmuştur. Anlaşmanın ilgili hükümleri çerçevesinde ilk olarak Rusya 2001’de, Norveç 2006’da Danimarka ve İzlanda 2009’da, Kanada 2013’te KSSK’ye başvurmuştur. ABD dışında tüm kıyıdaş devletler kıta sahanlığını genişletmek için KSSK’ye başvurmuştur. Örneğin kıta sahanlığının genişletilmesiyle ilgili Danimarka, Kanada ve Rusya Lomonosov ve Gakkel sıradağları/tepeleri için, Kanada ve Rusya ise Alpha tepesi için KSSK’ye başvurmuştur. Arktik’te deniz alanlarıyla ilgili anlaşmazlık konularından biri de ulaşıma elverişli hale gelen yeni deniz ticaret yolları olan Kuzey Deniz Yolu (NSR) ve Kuzeybatı Geçidi (NWP) üzerinde yaşanmaktadır. Asya, Avrupa ve Amerika arası ticarî deniz ulaşımı bakımından önemli fırsatlar sunan bu yeni deniz rotalarının statüsü üzerinde belirli Arktik devletleri arasında anlaşmazlık bulunmaktadır. Söz gelimi, Rusya’nın münhasır ekonomik bölgesinde yer alan Kuzey Deniz Yolu (NSR) Rusya tarafından ulusal bir rota olarak değerlendirilirken, ABD bu rotanın bir uluslararası geçit olduğu üzerinde ısrar etmektedir. Bu sayede ABD, ilgili rota üzerinde transit geçiş hakkı elde etmeye çalışmaktadır. Kuzeybatı Geçidi (NWP) üzerinde ise ABD ve Kanada arasında anlaşmazlık bulunmaktadır. Kanada’nın iddialarına göre bir bölümünün Kanada’nın Arktik yarımadasından geçtiği bilinen bu rotanın iç sular kapsamında değerlendirilmesi gerekirken, ABD’ye göre burası uluslararası geçit olarak düşünülmelidir. Dolayısıyla Kanada’nın bu rota üzerindeki tam egemenlik iddiasına ABD karşı çıkmaktadır. Özetlemek gerekirse, son olarak Hans Adası üzerinde Danimarka ve Kanada’nın anlaşmaya varmasıyla, Arktik’te halihazırda teritoryal anlamda, toprak iddiasına dayalı bir devletlerarası anlaşmazlık bulunmamaktadır. Öte yandan, deniz buzunun erimesiyle Arktik sularının kullanıma daha elverişli hale gelmesi ve bu gelişmelerin önemli fırsatlar doğurması, okyanusa kıyısı bulunan devletler arasında deniz alanlarıyla ilgili -özellikle kıta sahanlığının genişletilmesi maksadıyla KSSK’ye yapılan başvurular konusunda- birbiriyle çakışan iddialara, dolayısıyla anlaşmazlıklara sebep olmaktadır.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/arktikteki-uyusmazlik-alanlari
Antarktika Kalp Midyesi
Selahattin Ünsal Karhan
Yaşam Bilimleri
Omurgasız Canlılar
Yaklaşık 3,5 cm boya ulaşabilen, kalın, uzamış oval bir kabuğa sahip, Carditidae ailesi üyesi çift kabuklu (Bivalvia) sınıfı bir yumuşakçadır. Kahverengi ya da yeşilimsi kahverengi tonlardaki kabuğunun üzerinde yaklaşık 20 adet belirgin ışınsal kosta bulunur. Antarktik ve subantarktik sularda geniş bir dağılıma sahiptir. Genellikle açık denizde, 2 ile 800 m derinlik aralığındaki çakıl ya da kabuk kırıklarıyla karışık kaba kum zeminlerde yaşar.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/antarktika-kalp-midyesi
Atmosferik Uzak Bağlantı
Deniz Bozkurt
Fiziki Bilimler
null
Atmosferik uzak bağlantı, tropiklerden kutuplara kadar olan geniş coğrafi alanlarda yayılan büyük ölçekli basınç sistemleri ve dolaşım anomalilerinin yineleyici ve kalıcı bir şekilde birbirleriyle bağlantılı olması durumudur. Bu nedenle, atmosferik uzak bağlantı hava ve iklim olaylarına büyük etkilerde bulunabilen bir mekanizmadır. Tüm atmosferik uzak bağlantı kalıpları, kaotik atmosfer sisteminin doğal olarak meydana gelen bir olgusudur ve öncelikle iç atmosferik dinamiklerin bir yansıması olarak ortaya çıkabilir. Bu bağlantılar, tipik olarak birkaç haftadan birkaç aya kadar sürebilen bir zaman ölçeğinde meydana gelse de bazen birbirini takip eden birkaç yıl boyunca da sinyalinin gücü ve tutarlılığı zaman içinde değişecek şekilde meydana gelebilmektedirler. Bu nedenle, atmosferik uzak bağlantılar hem mevsimlik ve aylık hem de yıldan yıla olan hava değişkenliklerini geniş alanlarda sıcaklık, yağış, fırtına, kuraklık ve orman yangınları gibi farklı olaylarla etkileme potansiyeline sahiptir. Atmosferik uzak bağlantılar, tropiklerden kutuplara doğru gerçekleşen su buharı ve nem taşınması şiddetini ve frekansını, bir dizi dolaşım ve basınç anomalisi olan ve alçak enlemlerden binlerce kilometre uzaklığa yayılan Rossby dalga trenleri aracılığıyla ciddi bir şekilde etkileme potansiyeline sahiptir. Örneğin, Pasifik Okyanusu’nun ekvator civarındaki deniz yüzeyi sıcaklığı ve hava basıncındaki periyodik bir dalgalanma (yaklaşık üç ila yedi yıl arası) sonucu meydana gelen El Niño Güney Salınımı (ENSO), her iki yarım kürenin kutup bölgelerinde sıcaklık ve deniz buzulu değişikliklerine neden olabilmektedir. Benzer şekilde, mevsim içi zaman ölçeğinde meydana gelen Madden-Julian salınımları (MJO, yaklaşık 30 ila 60 gün arası) tropiklerden kutuplara doğru olan nem ve enerji taşınmasını etkileyerek, özellikle Antarktika kıtasında ekstrem yüksek sıcaklıkların, aşırı yağışların ve buzul erimelerinin oluşmasına yol açabilmektedir. Ayrıca, Antarktika Yarımadası çevresindeki hızlı kış ısınması batı tropikal Pasifik, tropikal Atlantik ve Kuzey Atlantik Okyanusu’nun deniz yüzey sıcaklıklarındaki uzun vadeli değişiklikler ile bağlantılıyken, Batı Antarktika’daki ısınma ise merkezi tropikal Pasifik’teki deniz yüzey sıcaklıkları değişimi ile ilişkili bulunmuştur.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/atmosferik-uzak-baglanti
Alaca Fırtınakuşu
Korhan Özkan
Yaşam Bilimleri
null
38-40 cm boy, 340-528 gr ağırlık ve 81-91 cm kanat açıklığına sahip olan bu deniz kuşu, siyah ve beyaz alacalı tüyleriyle kolayca tanınır ve bu nedenle tanımlanması basittir. Kayalık yamaçlarda yuva kurarak Antarktika kıyıları ve Güney Okyanusu adalarında bulunur. Üreme kolonileri, habitatın uygunluğuna bağlı olarak bireysel veya büyük gruplar halinde olabilir. Kışın, güney denizlere ek olarak Afrika ve Güney Amerika kıtalarının güney bölgelerine kadar uzanan bir alana yayılır. Bu tür, biyolojik sınıflandırmanın öncülerinden Carl Linnaeus tarafından ilk olarak Ümit Burnu’nda gözlemlendiği yerden bilimsel adını almıştır. Yüzey yarım kürede nadiren görüldüğüne dair kayıtlar da bulunmaktadır. Beslenme alışkanlıkları, Antarktika fırtınakuşundan (Thalassoica antarctica) farklıdır; bu kuş, deniz buzundan uzaklaşıp daha çok açık deniz bölgelerini tercih eder. Besinini büyük ölçüde Antarktika’nın karakteristik krilleri oluştururken, balık, kalamar ve deniz omurgasızları gibi kaynaklarla da beslenir. Avını su yüzeyinden veya sığ dalışlar yaparak toplar. Avlanmak için balina sürülerini ve balıkçı teknelerini izlerler ve sık sık balıkçılık artıklarıyla beslendikleri bilinmektedir. Avlarını bulmak için koku duyusunu kullandıkları ve hem gece hem de gündüz avlandıkları bilinmektedir. Alaca fırtınakuşunun yavruları ve yumurtaları, kötü hava koşulları ve korsan martı gibi yırtıcıların olumsuz etkilerine maruz kalabilir. Özellikle daha düşük enlemlerdeki adalarda kedi ve fare gibi istilacı türlerin etkileri gözlemlenmiştir. Tüm bu baskılara rağmen, bazı yerel popülasyonlarda artışlar görülmüştür ve türün küresel popülasyonu için ciddi bir tehdit bulunmamaktadır.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/alaca-firtinakusu
Antarktika Göllerinin Su Kimyası
Nurgül Balcı
Fiziki Bilimler
null
Göller, yerkürenin değişik kesimlerinde yağmur, kar ve yer altı sularının birikmesi sonucu oluşur. Antarktika’da 400’ün üzerinde buzul altı göl ile çok sayıda yüzey gölü bulunmaktadır (Şekil 1 ve 2). Antarktika ana kıtasının yanı sıra kıyıdan yaklaşık 120 km uzaklıktaki Güney Shetland Adaları da göl ve dereler barındırmaktadır. Buradaki göller, genellikle ağırlıklı oranda sodyum ve klor, daha az oranda ise magnezyum, kalsiyum, sülfat ve bikarbonat içermektedir. Önemli ekosistem alanları olan Antarktika göllerinin kimyası, yere ve zamana bağlı olarak değişiklik göstermekle birlikte, atmosferik çökelme (denizel aerosoller) ve kayaç-su etkileşimi gibi doğal süreçlerden etkilenir. Göllerin iyon içerikleri ya da başka bir deyişle su jeokimyası, gölleri besleyen kaynakların ve iklim değişikliklerinin bu kaynaklara etkisinin anlaşılması için önemli bir arşiv niteliğindedir. Örneğin, artan sıcaklık kayaç-su etkileşimini hızlandırarak göllerin iyon içeriklerini daha derişik hâle getirebilmektedir. Dolayısıyla, göllerin iyon içeriklerinin anlaşılması, yalnızca iklim değişikliği sürecini değil, gölün barındırdığı ekosistemlerin zaman ve mekâna bağlı değişimlerini anlamak açısından da son derece önemlidir. Örneğin, Vostok Gölü kapladığı 12.500 km²lik alanla Antarktika’nın en büyük buzulaltı gölüdür ve yaklaşık 15 milyon yıldır buzul altında izole olarak bulunmaktadır. Ortalama derinliği 432 m, hacmi ise 5.400 km³ olan bu gölü özel kılan ise göl suyu iyon içeriğinin 15 milyon yıl önceki koşulları hâlâ koruyor olmasıdır. Bu eşsiz göl Antarktika’nın geçmiş iklim koşullarının (bknz. paleoiklim) ve barındırdığı mikrobiyal yaşamın anlaşılması için anahtar veriler içermektedir. Gölün iyon içeriği azalan miktarda sodyum, kalsiyum, magnezyum, potasyum ile klor ve sülfat içermektedir. Diğer önemli göller arasında Burton Gölü, Ablation Gölü ve Concordia Gölü yer almaktadır. Göllerin iyon içeriklerinin titizlikle tespit edilmesi için göl suyundan mevsimsel örneklemeler yapılmaktadır. Bu amaçla göl suyu örneklemesinden önce gölün su havzasının jeolojik, hidrojeolojik özellikleri ile gölü besleyen su kaynaklarının (dere vb.) haritalaması yapılır. Bu aşamayı takiben gölün kimyasını en iyi şekilde yansıtacak noktalardan su örneklemeleri gerçekleştirilir. Her bir su örnek noktasının fizikokimyasal parametreleri (örneğin; sıcaklık, pH, elektriksel iletkenlik, çözünmüş oksijen, toplam çözünmüş madde) sondalar yardımıyla yerinde belirlenir. Gölün katyon (kalsiyum, magnezyum, potasyum, sodyum vb.) ve anyon (sülfat, klor, flor vb.) iyon içeriklerinin tespiti için yaklaşık 1 litre su örneği, yerinde özel kaplara gerekli ekipmanla süzülür. Su örnekleri, katyon analizleri için asit eklenerek analizler yapılıncaya +4 °C’de muhafaza edilir. Katyon analizleri atomik absorbsiyon spektroskopisi (AAS) veya indüktif eşleşmiş plazma-kütle spektrometresi yardımı ile anyonlar ise iyon kromatografisi ile analiz edilir. Bilim insanlarının Antarktika gibi uç koşullara sahip ortamlarda gelişen göller üzerinde titizlikle yürüttüğü çalışmalar, Jüpiter’in uydusu Europa’da var olduğu düşünülen göllerin gelişiminin anlaşılması için de önemli veriler üretmektedir.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/antarktika-gollerinin-su-kimyasi
Antarktika Atbalığı
MELTEM OK
Yaşam Bilimleri
Balıklar
Antarktika atbalığı, güney yarım küreye özgü Congiopodidae familyasından bir dip balığı türüdür. Genellikle Antarktika-altı adaların açıklarındaki sularda yaşayan Antarktika atbalığı, bu bölgelerde sayıca yüksektir ve besin zincirinde önemli bir role sahiptir ancak hakkında çok az bilgi bulunmaktadır. Genellikle 5 ile 400 m derinlikteki sularda yaşayan Antarktika atbalığı 40 cm’e kadar uzar. Pulları yoktur ve küçük ağızlı, çıkıntılı bir burnu vardır. İkisi yakın zamanda tanımlanmış üç alt türü bulunmaktadır. Antarktika atbalığı, Antarktika’da Prens Edward, Crozet, Kerguelen, Heard ve Macquarie Adaları ve Prince Edward Adaları’nın kuzeydoğusundaki Kara-Dağ denizaltı dağı bölgelerinde yaşamaktadır. Bulundukları ekosistemlerde Gento ve Kayalık penguenleri, Antarktika Kürk foku ve Yeni Zelanda deniz aslanı gibi türlerin beslenmesinde önemli bir yer tutması sebebiyle önemlidir. Ağırlıklı olarak bentik omurgasızlarla, özellikle amfipodlarla beslenir. Herhangi bir koruma statüsü bulunmamaktadır ve herhangi bir göç davranışı bilinmemektedir. Ticari değeri olan, dolayısıyla avcılığı yapılan bir tür değildir.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/antarktika-atbaligi
Antarktika Araştırmaları Bilimsel Komitesi (SCAR)
Ebru Caymaz
Sosyal ve Beşerî Bilimler
null
Uluslararası Bilim Konseyi’nin (ISC) tematik bir organizasyonu olarak 1958 yılında faaliyete geçen Antarktika Araştırmaları Bilimsel Komitesi (SCAR), beş daîmi komite çatısı altında faaliyet gösteren üye devletlere mensup bilim insanlarıyla Antarktika araştırmalarında uluslararası bilimsel otorite olarak öne çıkmaktadır. Güney Okyanusu’nu da içeren Antarktika bölgesinde ve bölgenin Dünya sistemindeki rolüne ilişkin yüksek katma değerli uluslararası bilimsel araştırmaları başlatmak, geliştirmek ve koordine etmekle görevlidir. SCAR’ın bilimsel koordinasyonu, Antarktika araştırmalarında aktif olan ve farklı disiplinleri temsilen SCAR’a belirli zaman dilimlerinde rapor veren Bilim Grupları tarafından yürütülür. SCAR, Antarktika ve Güney Okyanusu’na yönelik bilim ve koruma konuları ve bahsi geçen bölgenin Dünya sistemindeki rolü hakkında Antarktika Antlaşması Danışma Toplantıları (ATCM), Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) ve Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) gibi kuruluşlara nesnel ve bağımsız bilimsel tavsiyeler sağlar. Bilimsel araştırmalara ek olarak, idari işleri yürütme amacıyla SCAR Delegeleri Toplantısı her iki yılda bir toplanır. SCAR üyeleri bu toplantılarda atanmış delegeleri aracılığıyla SCAR politikasını ve stratejisini düzenlemekten sorumludur. Toplantılarda SCAR’ı yönetmek üzere üyeler arasından bir İcra Komitesi seçilir. İcra Komitesi idari yapı olarak bir başkan ve başkana yönetim süreçlerinde destek olması için dört başkan yardımcısı (her biri dört yıllık bir dönem için atanır), bir önceki eski başkan (başkanlıklarının hemen ardından iki yıllık bir dönem için atanır) ve SCAR İcra Direktöründen oluşur. SCAR Sekreterliği, Birleşik Krallığın Cambridge şehrinde yer alan Scott Kutup Enstitüsü’ndedir. 29 Ağustos 2016 tarihinde asosiye üyeliğe kabul edilen Türkiye’nin SCAR’a tam üyeliği 23 Mart 2021’de onaylanmıştır.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/antarktika-arastirmalari-bilimsel-komitesi-scar
Arktik Beşlisi
SÜMEYYE GÜNEŞ ALABAŞ
Sosyal ve Beşerî Bilimler
null
Arktik bölgesi yerkürenin yaklaşık altıda birine denk gelen yaklaşık olarak 27 milyon metrekareden fazla bir alana yayılmıştır.Arktik bölgesinin 2/3’si sulardan oluşmakta olup denizlerin yarısının derinliği 500 metrenin altındadır. Bölgede yaklaşık 4 milyon insan yaşamakta ve nüfusun %10’unu yerliler oluşturmaktadır. Nüfusun çoğunluğunu Rusya Federasyonu (RF), sonra Alaska ve Norveç, ardından Kanada ve Grönland oluşturmaktadır. Arktik bölgesi aslında sekiz devletten oluşmaktadır. Arktik’teki diğer üç devlet (İzlanda, İsveç, Finlandiya) Arktik Okyanusu ile doğrudan sınıra sahip olmamasına rağmen Arktik Konseyi’neüyedirler. Arktik Beşlisi, sadece beş Arktik kıyı devletini ilgilendiren konularda bir araya gelen devletler için kullanılan bir ifadedir. Arktik Beşlisi, bölge meselelerini ele alan, Arktik Okyanusu’na kıyısı bulunan beş kıyı devletinin (Kanada, Danimarka, Norveç, Rusya Federasyonu ve Amerika Birleşik Devletleri) oluşturduğu gruptur. Bununla birlikte, bu isim ülkelerin belirli durumlarda etkileşim kurmayı ve kendilerini organize etmeyi seçme biçimlerine atıfta bulunmak için de kullanılmaktadır. Bu grubun kendisini oluşturan devletler dışında bağımsız bir gücü veya varlığı bulunmadığının altını çizmek gerekir. Bir diğer ifade ile, Arktik kıyı devletleri kendi aralarında sadece geçici bir şekilde buluşup müzakerede bulunmaktadır. Grubu destekleyen resmi veya kalıcı bir idari yapı bulunmamaktadır. Arktik Beşlisi arasındaki etkileşimler, geleneksel diplomatik kanallar aracılığıyla istikrarlı bir şekilde kontrollü, göze çarpmayan ikili ve çok taraflı iletişimi içerse de kendisini en belirgin şekilde devletlerin Arktik meselelerini tartışmak için zirvelerde bir araya geldiği zaman göstermektedir. Arktik Beşlisi, bu devletlerin birlikte ele alması gerektiğine inandıkları bölge sorunları ortaya çıktığında toplanmaktadır.Bu beşli şimdiye kadar dikkate değer üç resmi toplantı yapmıştır. Bunlar; Ilulissat/Grönland (2008); Chelsea/ Kanada (2010); ve Oslo/Norveç (2015) toplantılarıdır. Ilulissat ve Oslo toplantıları, sırasıyla Arktik için geçerli uluslararası yasal rejim ve bölgede düzensiz balıkçılığın önlenmesi konusunda kıyı devletlerinden bağlayıcı olmayan beyanlarını duyurduğu toplantılar olmuştur. Hem diğer devletler hem de Arktik devletleri, Arktik Beşlisi’nin stratejik konumlarının ve önemlerinin farkındadırlar. 1990’larda yalnızca Norveç ve Kanada, Arktik’le ilgili politikalar yürütürken; günümüzde Almanya, Birleşik Krallık ve Avrupa Birliği devletleri de Arktik ile ilgili strateji ve politikalar yürütmektedir. Söz konusu gelişmeler, iki temel durumu işaret etmektedir. Birincisi, Arktik bölgesi küreselleşmeye başlamıştır. İkincisi ise, bölge, dünyanın diğer bölgelerinin de dikkatini çekmektedir. Bilhassa devletler gelecekte yaşanması muhtemel enerji sıkıntısına çözüm olarak Arktik’teki doğal kaynakların yeteceğini düşünerek bölgede söz sahibi olma konusunda stratejiler yürütmektedir.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/arktik-beslisi
Açık Deniz
Sinan Yirmibeşoğlu
Fiziki Bilimler
null
Buzla kaplı alan oranı 1/10’dan daha az olan ve gemilerin rahatlıkla seyir yapılabildiği deniz durumuna açık deniz denir (Şekil 1). Bu koşullarda kara kaynaklı buz parçaları yer almamaktadır.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/acik-deniz
Arktik LNG 2 Projesi
Rabia Kalfaoğlu
Sosyal ve Beşerî Bilimler
null
Arktik LNG 2, hidrokarbon üretiminin, sıvılaştırılmış doğal gaz ve stabil gaz kondensatı üretiminin ve sevkiyatının hedeflendiği bir projedir. Projenin kaynak üssü olan Salmanovskoye (Utrennoye) petrol ve gaz sahası, 1979 yılında Jeolojik Araştırma Vakfı tarafından keşfedilmiş ve 1980-1985 yılları arasında araştırılmaya başlanmıştır. Novatek’in ikinci projesi olan Arctic LNG-2, Yamalo-Nenets Özerk Bölgesi’ndeki Gydansky Yarımadası’nda bulunan Utrennoye sahasının kaynak tabanında gerçekleştirilmektedir. Proje, her biri yılda 6,6 milyon ton kapasiteli üç LNG üretim hattının ve yılda 1,6 milyon ton kapasiteli sabit gaz kondensatının inşasını sağlamaktadır. Üç hattın toplam kapasitesinin yılda 19,8 milyon ton LNG olması öngörülmektedir. 31 Aralık 2020 itibariyle Utrennoye sahasının muhtemel rezervleri 1.434 milyar metreküp doğal gaz ve 90 milyon ton sıvı hidrokarbondur. Arktik LNG-2 projesinin en önemli hissedarı, %60 hisseye sahip olan Novatek’tir. Diğer hissedarları ise %10 TOTAL, %10 CNPC, %10 CNOOC, %10 Japon şirketleri Mitsui ve JOGMEC’tir. Arktik LNG 2 projesi katılımcıları, projenin nihai yatırım kararını Eylül 2019’da onaylamışlardır. Yapımına devam edilen projenin ilk hattının 2023’te, ikinci hattının 2024’te, üçüncü hattının ise 2025’te başlaması planlanmaktadır. Ayrıca Arktik LNG 2 projesi için 21 yeni Arc7 LNG taşıyıcısı, Kuzey Deniz Yolu’nda yıl boyunca seyir yapmayı mümkün kılan bir teknoloji ile tasarlanarak inşa edilmektedir.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/arktik-lng-2-projesi
Aleutlar
Aslıhan Genç
Sosyal ve Beşerî Bilimler
null
Aleutlar, Alaska Yarımadası ile buradan batıya doğru Kamçatka’ya kadar uzanan Aleutian Takımadaları’nda yaşamaktadır.1 Aleut ismi Rusça kökenlidir ancak kendi adlandırmaları ile Unangan ya da Sugpiaq olarak da bilinirler. Aleutların dilleri ve kültürleri Eskimolar ile yakından ilişkilidir. Bu bölgedeki ilk insanlar MÖ 2000 yılı civarında Alaska anakarasından Aleut Takımadaları’na gelmiş ve avcı toplayıcılar olarak Arktik bölgesinde şimdiye kadar bilinen en büyük köylerde yaşamıştır. Antik Aleut köyleri deniz kıyısında, tatlı sulara yakın ve güvenli konumlarda yer almıştır. Geleneksel Aleut köy halkı iyi yalıtılmış yer altı evleri inşa etmiş, geniş aileler hâlinde yaşayan akraba topluluklarından oluşuyordu. Aleutların akrabalık soylarının anneden kızlarına geçtikleri bilinmektedir. Aleutlar yaşamlarını sürdürmek için avcılıkla uğraşmıştır. Avları foklar, deniz su samurları, balinalar, deniz aslanları, deniz aygırı ve bazı bölgelerde karibudur. Aleut kadınları ise balık, kuş, yumuşakça avcılığı yapmış ve böğürtlen gibi yabani bitkilerin toplayıcılığı ve ince ot sepetçiliği yapmıştır. Aleutlar, bölgede adalar arasındaki ulaşımı sağlamak için Baidarka denilen ya da kano olarak bilinen bir ve iki kişilik deri botlar (eskimo umiak) kullanmıştır. Aleutlar, günümüzde geçimlerini geleneksel yollarla sürdürmeye devam etmektedir. Yerel kaynaklı bitki ve sebzeleri yaz mevsiminde toplayıp kış için muhafaza etmenin yanında Alaska’dan işlenmiş yiyecekler de satın almaktadır. Mevcut koşullarda geçinebilseler de iklim değişikliğinin Aleutlar’ın yaşam biçimlerini ve kültürlerini etkileyeceği tahmin edilmektedir. Aleut halkının dış dünya ile karşılaşmaları, 1741’de, Vitus Bering liderliğinde Aleut Adaları’na düzenlenen Rus seferi ile gerçekleşmiştir. Bu seferi 1745 yılında Aleut Takımadaları’nda kışı geçiren büyük bir Rus ve Sibiryalı avcı grubunun yağmalamaları izlemiştir. Sonraki yıllarda kürk ticareti yapan Rus şirketleri Aleutlar’ı kürk avcılığına zorlayarak adaları sömürgeleştirmiştir. 1784 yılında Aleutlar, Ruslara karşı isyanlar çıkarmıştır. Aleutların geleneksel yaşam biçimleri 1830’lu yıllara gelindiğinde büyük ölçüde bozulmuştur. Alaska’daki altın madenlerinin keşfi adalara sömürgecileri ve altın avcılarını çekmiş, 19. yüzyılın sonlarında bu akın daha da güçlenmiştir. Dış dünya ile temas öncesinde 25.000 civarında bir nüfusa sahipken 19. yüzyılın sonlarında Aleutlar’ın nüfusu 2000 civarına kadar düşmüştür. Aleutlar ve diğer kuzey toplulukları 19. yüzyıl sonlarında Amerika Birleşik Devletleri ile Kanada federal hükümetleri karşısında politik olarak görünür olmaya başlamıştır. Kendilerini temsil etmek için çeşitli kurum ve kuruluşlarda yer almış, çeşitli dernekler ve siyasi partiler kurmuşlardır. Böylece yaşamlarının ve kültürlerinin devamlılığını sağlamaya, sosyo-ekonomik haklarını savunmaya ve politikada yer alarak seslerini duyurmaya başlamışlardır. Aleutlar bugün dünyanın pek çok yerine yayılmıştır; çoğunluğu Alaska’nın Aleuti ve Pribilof Adaları’ndaki birkaç küçük topluluk hâlinde yaşarken, iki binden az nüfuslu olan yaklaşık bin beş yüz Aleut halkı Alaska’da veya Alaska’nın diğer çevre eyaletlerinde yaşamaktadır. Son olarak Aleutlar Rus ve Amerikan sömürgesi dönemlerinde kültürel baskı ile karşılaşmış ve günümüzde bu durumu düzeltmek için dans grupları, dil sınıfları ve geleneklerine özgü kültür kampları düzenlemektedir.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/aleutlar
Atmosferik Nehir
Deniz Bozkurt
Fiziki Bilimler
null
Atmosferde yoğun su buharı taşınmasının olduğu uzun ve dar hava akımlarıdır. Atmosferik nehirler, tropiklerden ve orta enlemlerden kutuplara doğru nem taşınmasının %90’ından fazlasından sorumlu oldukları için küresel su döngüsünün önemli bileşenleridir. Atmosferik nehirler, tipik olarak ekstratropikal bir siklonun (başka bir deyişle, orta enlemlerdeki alçak basınç merkezleri) soğuk cephesinin önündeki düşük seviyeli bir jet akımı ile ilişkilidir ve çoğunlukla bol miktarda su buharı kazandıkları ekstratropikal okyanuslar üzerinde oluşarak batılı hava akımları ile orta enlem kıtalarının batı kıyılarını etkilerler. Atmosferik nehirler kara yüzeyine ulaştığında genellikle su buharını yağmur veya kar şeklinde serbest bırakırlar. Atmosferik nehirleri izlemek için kullanılan gözlem teknolojileri genellikle uydu verilerini, kara yüzeyini etkilerken izlenmesine yardımcı olan kara tabanlı araçları ve gözlemleri, keşif uçaklarıyla havadan yapılan ölçümleri ve çoğunluğu gözlem verilerinden oluşturulmuş mekânsal atmosferik verileri kapsar. Özellikle, uydu görüntüleri atmosferik nehirlerin takibi ve analizi için oldukça önemlidir (Şekil 1). Atmosferik nehirler aracılığıyla tropiklerden kutuplara doğru gerçekleşen su buharı taşınması, kutuplara doğru olan ısı taşınmasını da tetikleyebilmektedir. Bunun en önemli nedeni, su buharının atmosferdeki en güçlü sera gazlarından biri olması ve uzun dalga boylu radyasyonu emebilmesidir. Bu nedenle, atmosferik nehirler kutup bölgelerine doğru sıcak ve nemli orta enlem hava kütlelerini taşıyarak buzul kütleleri üzerinde fön rüzgârlarına (bkz. fön rüzgârı), epizodik ısınmalara ve erime olaylarına da neden olabilmektedir (Şekil 2). Gene benzer bir şekilde, atmosferik nehirlerin klimatolojik olarak oluşma sıklıklarındaki artış, kutuplara doğru daha sık nemli ve sıcak hava kütlelerinin hareket etmesine neden olabilmekte ve özellikle yaz mevsiminde büyük buzul kütlelerindeki erime olaylarını arttırarak deniz seviyesi yükselmesini de hızlandırabilmektedir. Bu bağlamda, insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle atmosferik nehirlerin yörüngelerinde ve oluşma sıklıklarında meydana gelebilecek değişiklikler, kutuplara doğru taşınan nem ve ısı miktarı üzerinde önemli etkilere sahip olabilir ve dolayısıyla kutuplardaki buzul kütlelerinin geleceği için olumsuz etkilere yol açabilir.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/atmosferik-nehir
Antarktika Ejderha Balığı
MELTEM OK
Yaşam Bilimleri
Balıklar
Bu türün de içinde bulunduğu ve hakkında çok sınırlı bilgi bulunan Bathydraconidae ailesini içeren Antarktika ejderha balıkları, 16 tür ile temsil edilmektedir. Bu tür, ilk olarak 1900 yılında Belçikalı paleontolog Louis Dollo tarafından, Belçika Antarktika Seferi sırasında, Antarktika açıklarında yaklaşık 1800 metre derinlikte tek türü içeren bir cins olarak tanımlandı. Cins adı, Belçika Antarktika Bilimsel Seferinin lideri Adrien de Gerlache’ya, güney anlamına gelen “australis” tür adı ise bu sefere atfen verilmiştir. Güney Okyanusu’na özgü olan bu tür, genellikle 200 ila 650 metre derinlikteki sularda görülür. Vücut rengi kahverengidir ve üzerinde değişen uzunluklarda 4-5 koyu kahverengi dikey bant bulunur. Baş, solungaç üzeri ve alt tarafı soluk kahverengidir. Yaklaşık 28 cm boya erişebilir ve erkek, dişiden önemli oranda daha küçüktür. Bu türün su kolonunda geçen uzun bir larva evresi vardır. 3 ila 4 yıl sonunda, boyu yaklaşık 20 cm’ye ulaştığında cinsî olgunluğa erişir. Yaşam süresi yaklaşık 14 yıldır. Antarktika ejderha balığının yumurtlama dönemi kesin olarak bilinmemekte ancak yaz sonunda veya kış sonu-ilkbahar başında meydana geldiği tahmin edilmektedir. Bu türün de içinde bulunduğu aileye ait türler, çene yapısı sebebiyle Antarktika’da yaşayan diğer nototenioid gruplara göre bentik besin kaynaklarına daha az bağımlıdır. Genel olarak su kolonunda bulunan Antarktika krili ve kopepod gibi planktonik omurgasızlarla beslenir. Antarktika diş balığı gibi avcı türlerin de besinini oluşturur. Antarktika ejderha balığı ticari olarak avlanmaz ve herhangi bir koruma statüsüne sahip değildir.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/antarktika-ejderha-baligi
Bağlı Buz
Sinan Yirmibeşoğlu
Fiziki Bilimler
null
Kıyı boyunca, sahile, buz duvarına ve buz cephesine bağlı veya sığ sularda deniz tabanına oturmuş buz dağları arasında bulunan buz formuna bağlı buz (fast ice) denir (Şekil 1). Deniz seviyesinde yaşanan değişimler sırasında dikey dalgalanmalar görülebilir. Bağlı buzlar, deniz suyundan donabilir ve kıyıda buzların istif olmasından oluşarak kıyıdan birkaç metre ile birkaç yüz kilometre uzağa kadar uzanabilir. Bağlı buz bir yıldan daha uzun süre donmuş hâlde bulunabilir. Bu durumlarda bağlı buz, eski, iki yıllık ya da çok yıllık gibi gelişim yaşı belirten ekler ile kullanılır. Eğer deniz seviyesinin üzerindeki kısmın kalınlığı 2 metreyi aşarsa buz sahanlığı olarak adlandırılır. Camsı buz ve genç buz içeren bağlı buzun ilk aşamasına ise genç kıyısal buz ismi verilir. Genç kıyısal buzun genişliği kıyıdan itibaren 100 - 200 metreye kadar erişebilir.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/bagli-buz
Antarktika Buz Örtüsü
Serdar Yeşilyurt
Yer Bilimleri
null
Antarktika Buz Örtüsü ya da Antarktika Örtü Buzulu, Antarktika kıtasının %98’lik kısmını kaplayan 13, 5 milyon km² genişliğe sahip, dünyanın en büyük buz örtüsüdür. Kıta yüzeyinin tamamına yakını, kalın buz örtüsü altında gömülüdür. Yalnızca bazı sıradağların zirve bölümleri ve nunataklar (bkz. nunatak) buzulun üzerinde ada gibi yükselir. Antarktika Buz Örtüsü’nün hacmi 27 milyon km³tür, bu da küresel deniz seviyesini 58 m yükseltmeye eş değer su hacmine sahip olduğu anlamına gelmektedir. Yeryüzündeki tatlı suların %90’ı Antarktika Buz Örtüsü’nde depolanmaktadır. Örtü buzulunun deniz seviyesinden yüksekliği bazı yerlerde 4000 m’yi aşar, buzun kalınlığı ise yaklaşık 4800 m’ye ulaşır. Bu kalın örtü buzulu nedeniyle Antarktika kıtası ortalama 2,5 km’lik yüksekliğiyle Dünya’nın en yüksek kıtasıdır. Yaklaşık 34 milyon yıl önce Eosen-Oligosen sınırında küresel iklimde gerçekleşen ani soğuma, Antarktika’da ani ve geniş buzullaşmayı başlatmıştır. Zaman içerisinde iklim değişimleri nedeniyle hacmi defalarca artıp azalan Antarktika Buz Örtüsü bugün Batı Antarktika Buz Örtüsü ve Doğu Antarktika Buz Örtüsü olmak üzere iki ana bölüme ayrılmaktadır. Batı Antarktika, Güney Amerika Kıtası’nın güneyinde 63°S enlemlerinden güneye doğru uzanan bir yarımadayla başlar. Antarktika Yarımadası olarak adlandırılan bu bölüm daha çok içerdiği buz şapkaları, dağ buzulları, piedmont buzulları ve küçük buz sahanlıkları nedeniyle Doğu ve Batı Antarktika Buz Örtüleri’nden farklı bir manzara sunar. Yarımadada ve adalar üzerinde daha küçük ve ince buzul kütleleri bulunmaktadır. Bu nedenle küresel iklim değişimlerine karşı çok daha hassastır. Yarımadanın güneyinde Batı Antarktika Buz Örtüsü bulunur. Bu buz örtüsü 3, 2 milyon km³ten fazla buz ihtiva eder. Bu örtü buzulunun üzerine oturduğu yer kabuğu büyük ölçüde deniz seviyesinin altında (bazı yerlerde 2,5 km’yi aşmaktadır) olduğu için örtü buzulu ortadan kalksa bile kıtanın bu bölümü büyük oranda deniz seviyesi altında kalır. Bu nedenle Batı Antarktika Buz Örtüsü “denizel buz örtüsü” olarak da adlandırılır. Bu durum Batı Antarktik Buz Örtüsü’nün küresel iklim değişimlerine ve özellikle de deniz suyu sıcaklıklarında olası artışlara karşı daha hassas olmasına neden olmaktadır. Transantarktik Sıradağları, Batı ve Doğu Antarktika’yı birbirinden ayırır. Bu sıradağların doğusundaki Doğu Antarktika, örtü buzullarının büyük kısmını içeren bölümdür. Batı Antarktika Buz Örtüsü’nün tabanındaki yer kabuğu büyük oranda deniz seviyesinin altındayken Doğu Antarktika da büyük oranda deniz seviyesinin üstünde kalmaktadır. Doğu Antarktika Buz Örtüsü genellikle soğuk tabanlı (bkz. buzulların sınıflandırılması) olarak tanımlanır ve buz akışları daha yavaştır. Bazı sıradağlar (bkz. Transantarktik Dağları ve Güney Rondane Dağları) buz örtüsünün akış yönüne dik uzandığı için buz akışının yavaşlamasına ve buz örtüsünün kalınlığının artmasına sebep olmaktadır. Antarktika Buz Örtüsü’ndeki buzul bütçesi (bkz. buzul kütle dengesi), yağan ve rüzgârlarla taşınarak biriken kar ile yine rüzgârla uzaklaştırılan kar nedeniyle açığa çıkan mavi buz üzerinde süblimasyon yoluyla gerçekleşen yüzey erimesi (İng. ablation) ve özellikle de buz akıntıları (bkz. buz akıntıları) deşarjı tarafından düzenlenir. Buz nehirleri buzul platosu çevresindeki buzulları kesintisiz buz akışları şeklinde kıyılar boyunca denize boşaltır. Buzul drenajını sağlayan bu buz akıntılarının bazılarının yıllık hareket hızı kutup platosunda sıfıra yakınken denize ve sahanlıklara yaklaştıkça birkaç km’yi bulmaktadır. Bu buzul dilleri ve buz nehirleri kıtanın çevresinde deniz üzerinde yüzen buz sahanlıklarına doğru akarak onları besler. Buz sahanlıklarından koparak okyanus akıntıları vasıtasıyla uzaklaştırılan buz dağları ise Antarktika buzullarının kütle kaybının %85’inden sorumludur. Sonuç olarak Antarktika Buz Örtüsü’nün genişliği iklimin yanı sıra daha güçlü bir şekilde deniz seviyesi tarafından kontrol edilmektedir. Antarktika Buz Örtüsü’nde yıllık yağış miktarı düşük olduğu için soğuk çöl olarak da adlandırılır. Kar birikimi kutup platosunda yıllık toplam 5 mm’den azdır. Siklonik hava kütleleri kıtanın kenarlarına giriş yapabildiği için kar birikimi bu kıyı bölgelerinde 300 mm’yi aşabilir. Ancak kıta genelinde ortalama yağış miktarı 150 mm veya daha düşüktür. Soğuk kutup iklimi nedeniyle yağan bu az miktardaki kar yıldan yıla birikmiş, sıkışmış, buza dönüşerek yüz binlerce yıllık buz katmanları hâlinde depolanmış ve bazı yerlerde 4500 m kalınlığa ulaşmıştır. Yıllık ortalama sıcaklıklar deniz seviyesinden 2800 m yükseklikteki Güney Kutbu’nda yaklaşık -50°C iken daha yüksek olan kutup platosunda yüksek albedonun da etkisiyle ortalama sıcaklıklar daha da düşüktür. Bu durum kutup platosunun gezegenimizin en soğuk yeri olmasına sebep olmaktadır. Batı Antarktika kıyılarındaki ortalama sıcaklıklar platoya göre daha yüksektir. Bu nedenle yaz mevsiminde kısa bir dönem sıcaklıklar erime derecesinin üstüne çıkabilmektedir. Antarktika’nın yükek kutup platosunda termik yüksek basınç nedeniyle stratosfer kaynaklı yüksek yoğunluklu soğuk rüzgâr akışları oluşur. Bu rüzgarlar örtü buzulunun eğimli yamaçları boyunca kütle çekimine ek olarak kutup dairesindeki alçak basıncın sebep olduğu basınç gradyanın büyümesi nedeniyle denize doğru çok güçlü olurlar. Katabatik rüzgarlar olarak bilinen bu rüzgarlar kutup platosundan kıyılara doğru genellikle kuzey ve batı yönlü akış gerçekleştirir ve Antarktika iklimi üzerinde etkilidir.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/antarktika-buz-ortusu
Balonlu Fok
MELTEM OK
Yaşam Bilimleri
Foklar
Arktik ve kuzey Atlantik sularında görülen, kafasında şişik, büyük bir kese olan orta boy, siyahımsı gri bir fok türüdür. Yunanca “kese taşıyıcısı” anlamına gelen “Cystophora” adı yetişkin erkeğin başındaki şişirilebilir bir keseye atfen verilmiştir. Balonlu foklar da belirgin şekilde eşeysel dimorfizm sergiler. Erkekler dişilerden biraz daha uzundur ve 2,5 m uzunluğa ulaşır; dişiler ise ortalama 2,2 metredir. Cinsiyetler arasındaki en önemli fark ağırlıktır. Erkekler 300 kg kadar olabilirken dişiler sadece 160 kg’a kadar ulaşır. Balonlu fokların gövdesi üzerinde siyah noktalar bulunan mavi-gri tüyler vardır. Yüzün önü siyahtır ve bu renklenme arkada gözlerin hemen arkasına kadar uzanır. Balonlu fok yavrularının kürk renklenmesi sırtlarında mavi-gri, karınlarında beyazımsıdır. Bu güzel kürk sebebiyle “mavi sırtlılar” olarak adlandırılır ve bu özelliği onları geçmişte avlanmak için bir hedef haline getirmiştir. Yavrular 14 aylık olduklarında mavi-gri tüylerini döker. Balonlu foklarda türe özgü şişirilebilir başlık erkekler yaklaşık 4 yaşına gelene kadar mevcut değildir. Uzuvları genel olarak vücutlarına oranla oldukça küçüktür ancak yine de güçlüdür ve bu fokları mükemmel yüzücüler ve dalgıçlar yapar. Bu türün burunlarında esnek bir boşluk veya başlık bulunur. Bu boşluğun iki bölümü veya lobu vardır. Yetişkin erkekler bu başlığı şişirebilir ve yüzlerinin uzunluğu boyunca uzanacak şekilde uzatabilir. Bu kese, sönük durumdayken gözler arasında ve üst dudağın üzerinde aşağı doğru sarkar. Cinsel olarak olgun erkeklerin burunlarında şişirildiğinde pembemsi kırmızı bir balona benzeyen benzersiz bir bölme vardır. Bunu çiftleşme mevsiminde dişilerin dikkatini çekmek ve diğer erkeklere karşı saldırganlık göstermek için kullanır. Karada rahatlıkla duyulabilecek kükreme benzeri sesler çıkarabilir ancak iletişim için en önemli sesleri septumları yardımıyla üretir. Karada ve suda duyulabilen 500-6 Hz arasında değişen şiddette sesler çıkarabilir. Sıklıkla şişirilmiş başlıklarını ve nazal septumlarını yukarı ve aşağı hareket ettirirken görülür, bu da “çınlamalar” ve “fısıltılar” olarak tanımlanan sesler oluşturabilir. Bu iletişim yöntemi, dişileri etkilemeye ve aynı zamanda rakip ve tehdit olabilecek diğer türleri korkutmak için kullanılabilir. Balonlu foklar onları diğer gerçek foklardan ayıran birçok özelliğe sahiptir. Ailedeki en büyük burun açıklığına sahiptir. Geniş kafatasları ve kısa burunları vardır. Ayrıca diğer foklardan daha ileriye doğru çıkıntı yapan bir damakları vardır. Dişler küçüktür ve diş sırası dardır. Balonlu foklar genellikle 47-80° K enlemlerinde bulunur. Maine’in kuzeyinde Kuzey Amerika’nın doğu kıyısı boyunca dağılım gösterir. Tür ayrıca Norveç kıyıları boyunca Avrupa’nın batı ucuna da ulaşır. Esas olarak Bear Island, Norveç, İzlanda ve kuzeydoğu Grönland çevresinde yoğunlaşmışlardır. Nadir de olsa Sibirya’da da gözlenmişlerdir. Dişiler 2 ile 9 yaşları arasında cinsel olgunluğa erişir ve çoğu dişinin ilk yavrularını yaklaşık 5 yaşında doğurduğu tahmin edilmektedir. Erkekler 4 ila 6 yaşlarında biraz daha geç cinsel olgunluğa ulaşır ancak çoğu zaman rekabet ve baskınlık dolayısı ile çok daha sonrasında çiftleşir. Anne yavrusunu doğurduğu ve emzirdiği kısa süre boyunca, çiftleşebilmek için birkaç erkek ona yakın durur. Bu sırada birçok erkek, şişirilmiş burun keselerini kullanarak agresif bir şekilde birbirlerini tehdit eder ve hatta birbirlerini üreme alanından dışarı iter. Erkekler tipik olarak bölge savunmaz; sadece çiftleşebilecekleri potansiyel dişinin olduğu bölgeyi korur. Çiftleşme suda olur ve erkek karaya döndüğünde başka bir dişi arar. Çiftleşme tipik olarak nisan ve haziran aylarında gerçekleşir. Gebelik süresi 240-250 gündür. Dişiler bu sürenin sonunda mart ve nisan ayları arasında tek bir yavru doğurur. Gebelik süresince fetüs diğer foklarınkinden farklı olarak doğum kürkünü rahimde döker. Doğduklarında kolaylıkla hareket edebilir ve yüzebilir. Bu tür 5-12 gün olan süt ile besleme süresi ile memelilerdeki en kısa emzirme süresine sahiptir. Balonlu foklar özellikle ringa balığı, kutup morina balığı ve pisi balığı gibi çeşitli balık türleri ile beslenir. Bunun dışında ahtapot ve karides de tüketir. Yavrular önce kıyıdan beslenmeye başlar ve çoğunlukla kalamar ve kabukluları yer. Bu türün doğal yırtıcıları arasında köpekbalıkları, kutup ayıları ve katil balinalar bulunur. Kutup ayıları esas olarak arp ve sakallı foklarla beslenir ancak balonlu foklar buz üzerinde ürerken daha görünür ve savunmasız hedefler olduklarından avlanabilir. Maksimum yaşam süreleri 35 yıldır. Bu eşeysel dimorfik türde, erkekler ve dişiler arasındaki vücut ölçülerindeki farklılıklar, yaşam süresinde de farklılıklara neden olur. Erkeklerin vücut büyüklüğüne karşın, yaşam süreleri dişilere göre daha kısadır. Ölüm nedenlerinden birinin parazitik kalp kurdundan kaynaklanan enfeksiyonlar olduğu bilinmektedir. Avlanmada kısıtlamalar olmadan önce, bu türün başlıca avcıları insanlar olmuştur. Balonlu foklar, bu fokları besin kaynağı olarak avlayan yerli halkların geçimini sağlamada önemli role sahip olmuştur. Fok avcılığı endüstrisi 18. yüzyılda başlamış ve bu memeliler 150 yıl boyunca hiçbir kısıtlayıcı yasa olmaksızın avlanmıştır. 1820 ve 1860 yılları arasında yılda 500.000’den fazla fok (balonlu ve arp fokları) yakalanmıştır. Fok yağı ve derisine aşırı talep sebebiyle ilk dönemlerde fok avcılığı oldukça popülerdi. 1940’lardan sonra, foklar kürkleri için avlanmaya başlandı ve en değerli türlerden biri haline geldi. 1971’de avlanmayı sınırlayan bir kota getirildi ve kota 30.000 olarak belirlendi. Kuzeybatı Atlantik Balıkçılık Örgütü’nün (NAFO) getirdiği koruma uygulamaları, başlıklı fok popülasyonunun artmasına neden oldu. Günümüzde uluslararası sularda balonlu fok avcılığı ruhsat gerektirmekte ve kotalı şekilde yapılmaktadır. Bu önlemlere rağmen, türün popülasyonları bilinmeyen nedenlerle hala düşüştedir. Balonlu foklar 1972’den beri Deniz Memelilerini Koruma Yasası kapsamında korunmaktadır. Ayrıca IUCN Tehdit Altındaki Türler Kırmızı Listesi’ne göre bu tür “hassas tür” kategorisindedir.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/balonlu-fok
Ayı Üzümü
SEDAT SERÇE
Yaşam Bilimleri
null
Ayı üzümü, Arctostaphylos cinsine ait A. alpina , A. rubra ve A. uva-ursi isimli üç türe verilen ortak isimdir. Özellikle Arctostaphylos rubra türü, kutup iklimine uyumludur ve tundralarda yaşayabilir. Kutuplarda rastlanan türü, 15 cm boya kadar büyüyebilir. Meyvesi sert çekirdekli olup, yetiştiği bölgelerde yaban hayvanlarının, özellikle kutup ayılarının ve ayıların, önemli besin kaynaklarından biri olduğu için bu ismi almıştır. Alaska ve diğer tundra görülen bölgelerde yaşamlarını sürdürebilir.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/ayi-uzumu
Antarktik Priyonu
Korhan Özkan
Yaşam Bilimleri
null
25-28 cm boy, 115-183 gr ağırlık ve 58-66 cm kanat açıklığına sahip olan Antarktik priyon, piyon türleri arasında en büyüğüdür. Mavi-gri renkleri, kanadı boyunca uzanan siyah şerit ve kuyruğunun sonundaki siyah bant, diğer priyonlardan kolayca ayırt edilmesini sağlar. Bu kuşlar, Güney Denizleri’nde bulunan adalarda ürerler ve yuvalarını genellikle bitki örtüsü bulunan eğimli yamaçlarda inşa ederler; ancak daha farklı habitatları da tercih edebilirler. Tamamen deniz yaşamına uyum sağlamış bir kuş türüdür ve kışın özellikle Atlantik Okyanusu ve Hint Okyanusu bölgelerinde, Güney Amerika ve Afrika’nın güney bölgelerinde görülür. Büyük Okyanus’ta ise Galapagos Adaları’na kadar dağılım gösterir, ancak diğer denizlerde daha az yaygındır. Temel besin kaynakları arasında zooplanktonlar ve kril bulunur, ancak küçük balıklar ve kafadanbacaklılarla da beslendikleri gözlemlenmiştir. Özellikle omurgasızları avlarken su yüzeyinden kendine özgü bir avlanma tekniği kullanırlar. Bu teknikte, su yüzeyine paralel bir şekilde ayaklarını kullanarak hızla yüzeyde ilerlerler ve gagalarını bir tür kepçe gibi kullanarak avlarını yakalarlar. Antarktik priyonunun küresel popülasyonunun yaklaşık 50 milyon birey olduğu tahmin edilmektedir, bu nedenle şu an için herhangi bir tehdit altında olmadığı düşünülmektedir. Ancak büyük ölçekli kril avcılığının kontrolsüz bir şekilde devam etmesi durumunda bu türün popülasyonuna zarar verme potansiyeli bulunmaktadır.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/antarktik-priyonu
Antarktika Bitleri
Selahattin Ünsal Karhan
Yaşam Bilimleri
Omurgasız Canlılar
Bitler (Phthiraptera takımı), sıcakkanlı konaklarının yüzeyinde dolaşan ektoparazitlerdir. Anoplura alttakımının üyeleri kan emerken, ısıran bitler olarak bilinen Mallophaga alttakımının üyeleri konaklarının deri parçacıkları ve/veya tüyleriyle beslenir. Deri üzerinden beslenen Mallophaga türleri, pratik olarak yalnızca karasal hayvanlarda bulunurken, Anoplura’nın kan emici türleri arasında deniz memelilerini parazitleyen yarı sucul türler de mevcuttur. Antarktika’da her iki tip bit de bulunur. Kan emici Anoplura türleri foklarda, ısıran bitler yani Mallophaga türleri ise kuşlarda parazitik olarak yaşar.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/antarktika-bitleri
Arktik Taşemeni
MELTEM OK
Yaşam Bilimleri
Balıklar
Kuzey Kutbu taşemeni ya da Japon nehir taşemeni olarak adlandırılan bu tür, Petromyzontiformes takımından çenesiz bir balıktır. Kuzey Kutbu’ndaki tatlı su habitatlarında yaşar ancak bazı popülasyonlar anadromdur (tatlı suda yumurtadan çıkar, denize geçip gelişimini tamamlar, yumurtlamak için tekrar tatlı suya geçer) ve hayatlarının bir kısmını okyanusta geçirir. Anadrom olan form parazitik olarak yaşarken bütün hayatını tatlı suda geçiren ve cüce olan form ise parazitik değildir. Kuzey Kutbu taşemeni, 60 cm uzunluğa erişebilir. Bu tür karakteristik dairesel, emici disk ağzı ve hafif sıkıştırılmış silindirik gövdesi dâhil olmak üzere diğer taşemenlere benzer bir gövde formuna sahiptir. Pulları olmadığı için derisi pürüzsüzdür. Yetişkinlerde renklenme sırt tarafında mavi-siyah ile koyu kahverengi ve karın tarafında sarı ile açık kahverengidir. Açık krem ile gri renkte yüzgeçleri vardır. Yetişkinlerin arka sırt yüzgeçleri ve kuyruklarında koyu bir leke vardır. Genç bireylerin gövdeleri genellikle üstte gri, altta daha açık renklidir. Dişilerin anal yüzgeci, erkeğinkinden belirgin şekilde daha büyüktür. Bu türün en sıra dışı ve dikkat çeken özelliği ise dişleri olmasına rağmen çenesiz bir balık türü olmasıdır. Bu farklı morfolojik ve fizyolojik özelliklerinden dolayı bu türün de içinde bulunduğu grup sıklıkla zoolojide gerçek bir balık olarak düşünülmez. Kamçatka Yarımadası’ndaki Amur Körfezi’de, pembe somon balıklarının %60’ı kadarında, Kuzey Kutbu teşameninin parazitik olarak tutunmasından kaynaklanan izler rapor edilmiş, aynı şekilde Beyaz Denizi’nde yakalanan ringa balıklarının %60’ında yine yara izi gözlenmiştir. Kutup çevresinde görülen Kuzey Kutbu taşemeninin dağılımı Laponya’dan doğuda Kamçatka’ya; güneyde Japonya ve Kore’ye kadar uzanır. Ayrıca Alaska ve Kuzeybatı Kanada dolaylarında ve Rusya’daki Pechora’nın Arktik ve Pasifik havza drenajlarında yaşar. Yetişkin bir Arktik taşemeni, nehirler ve göller gibi kıyıya yakın tatlı su habitatlarında yaşar ve taşlı ve kumlu yüzeylerde ve bitki örtüsü altında bulunur. Zaman zaman yoğun popülasyonlar oluşturabilen yetişkinler ve larvalar, bulundukları ekosistemde kuş, balık ve memeliler için, özellikle yüksek yağ içermeleri bakımından, önemli besin kaynaklarıdır. Aynı zamanda göç eden yetişkin somon balığı popülasyonu üzerindeki predasyonu azaltmak açısından tampon görevi görür. Tıpkı denizden tatlı sulara göç eden Somon balıkları gibi besin maddelerinin tatlı su ekosistemlerine taşınmasında önemli bir role sahiptir. Ergin bireyler yumurtlama kümeleri oluşturur. Hem erkek hem de dişi, dere tabanından çakıl taşları ve küçük kayaları kaldırarak yuva inşa eder. Bunu, ağız diskleriyle kayaları hareket ettirerek gerçekleştirir. Erkek, vantuzunu kullanarak dişinin kafasına tutunur ve çiftleşme gerçekleşir. Üreme göçü ve üreme, Kamçatka’daki Utkholok Nehir Havzası’nda haziran ayında, Japonya’da nisandan temmuza kadar, Kanada’daki Büyük Köle Gölü Havzası’nda ise haziran ortasından temmuz başına kadar gerçekleşir. Farklı popülasyonlarda değişiklik göstermekle birlikte, yumurtlama döneminde bir dişi 120.000 kadar yumurta bırakabilir. Yumurtalar koyu mavi ve yapışkandır. Yaklaşık bir aylık kuluçka döneminden sonra yumurtadan çıktıklarında larvaların toplam uzunluğu yaklaşık 7 mm’dir. Larval dönem aşağı yukarı 1-4 yıl sürer. Başkalaşımın ardından genç bir yetişkin, tatlı su ekosisteminden denize, göllere veya daha büyük nehirlere geçiş yapar. Yetişkin ömrü hemen hemen 2 yıldır. Erginler hem tatlı sularda hem de deniz sularında çeşitli balıklar üzerinde parazit oluşturur. Parazitik olarak bağlanma yeri genellikle lateral çizginin altında ve karın yüzgeçlerinin önündedir. Yetişkinler, balıklar ve kuşlar tarafından avlanır. Bu türün dünyadaki popülasyon büyüklüğü ve artış azalış trendi bilinmemektedir. Kuzey Kutbu taşemeni kaliteli ve yağlı bir ete sahip, ticari olarak önemli bir balıktır. Su ürünleri sektöründe yetiştiriciliği yapılan bir türdür. Doğrudan tüketimi dışında Arktik taşemeni yağı da fok yağına alternatif olarak kullanılmaktadır. Ayrıca larvaları da yem olarak kullanılır. Bu türün yumurtlama habitatlarına yönelik tehditler arasında kirlilik ve baraj yoluyla su akışının düzenlenmesi yer alır. Bununla birlikte, IUCN bu türü “asgari kaygı (LC)” grubunda değerlendirmiştir.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/arktik-tasemeni
Alg Örtüsü
SEDAT SERÇE
Yaşam Bilimleri
null
Alg örtüsü, su veya kaya yüzeylerinde oluşan bir mikrobiyal örtü türüdür. Genellikle mavi veya yeşil siyanobakterilerden oluşur. Bu bakteriler enerjilerini fotosentezle elde ederler. Hem Antarktika’da hem de Kuzey Kutbu’nda bulunabilirler. Alg örtüleri kutuplarda çok katmanlı üç boyutlu yapılar olarak gözlemlenir. Kutuplardaki alg örtüleri, düşük sıcaklıklarla ve farklı donma-çözünme döngüleriyle başa çıkmalıdır. Bunun yanı sıra gece gündüz döngüsünün alışılmadıklığı da gelişmelerini zorlaştıran diğer bir etkendir.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/alg-ortusu
Alaska Mezgiti
MELTEM OK
Yaşam Bilimleri
Balıklar
Alaska mezgiti, Mezgitgiller familyasından Kuzey Pasifik’te dağılım gösteren, özellikle Doğu Bering Denizi’nde yoğun popülasyona sahip, yarı pelajik (hayatının büyük bir bölümünü su kolonunda yüzerek geçiren, sadece üremek ya da beslenmek için deniz tabanında bulunan) ve sürü oluşturan bir balık türüdür. Bu tür, 90 cm uzunluğa ve 4 kg ağırlığa ulaşabilir. Kumlu okyanus tabanına yakın olduğunda, kamuflaj desenini andıran beneklenme, yırtıcıların onu görmelerini zorlaştırır. Alaska mezgiti, bazı mezgit türleri gibi, kur yapma sırasında ses çıkarmak için kullandığı iyi gelişmiş, özel kaslara sahiptir. Sırt yüzgeçleri geniş aralıklarla ayrılmıştır. Karın yüzgeçleri hafifçe uzamış bir filamente sahiptir. Kafasında yanal çizgi gözenekleri vardır. Gövde rengi arkada zeytin yeşili ile kahverengi, yanlarda gümüşi olur. Karın bölgesinde ise genellikle benekli desenler veya lekeler ile renk soluklaşır. Alaska mezgitinin dağılım alanı Kuzey Pasifik’in kıyı bölgeleri, özellikle Alaska açıklarındaki Doğu Bering Denizi, Alaska Körfezi ile Aleut Adaları, ayrıca Rusya, Japonya ve Kore’deki Batı Bering Denizi ve Okhotsk Denizi sularıdır. Alaska mezgiti, besin ağı dinamiklerinde üst ve alt seviyeleri etkilemesi bakımından Kuzey Pasifik ekosistemlerinde önemli bir türdür. Örneğin, bazı bilim insanları, Alaska Körfezi’ndeki Steller deniz aslanlarının popülasyon çöküşünü, kuş ölümlerini ve ekosistem yapısında daha geniş ve daha karmaşık değişiklikleri bu türün azalmasına bağlamıştır. Aynı zamanda büyük bir yırtıcıdır ve avladığı karides ve yavru somon gibi değerli türler için insanlarla da rekabet eder. Bu açıdan bakıldığında, bulunduğu ekosistemlerde türün popülasyon dinamiklerinin yapısını hem yukarıdan aşağı hem de aşağıdan yukarı etkileyen düzenleyici bir rolde olduğu düşünülmektedir. Bireyler 3-4 yaşlarında olgunlaşır ve her dişi, her yumurtlama mevsiminde milyonlarca yumurta üretir. Her yıl, üreme mevsimi başına hemen hemen sabit sayıda yumurta atılır. Bir dişi, yumurtalıklarındaki tüm yumurta atımını bir aya yayılmış bir periyotta yaklaşık 14 seferde tamamlayabilir. Yumurtalar küre şeklinde olup yaklaşık 1 mm çapındadır. Yumurtadan çıkan larvalar besin keseleri sayesinde yaklaşık bir hafta beslenmeden hayatta kalabilir. Üreme sürecinin bir diğer stratejik adımı da yumurtlama alanının seçilmesidir. Alaska mezgiti larvaları, yaşamlarının ilk birkaç haftasında çok zayıf yüzücülerdir ve güçlü Alaska akıntılarına karşı etkili bir şekilde yüzemez. Bu nedenle erginler yumurtalarını genellikle kıta sahanlığı üzerinde, larval gelişim için daha uygun oşinografik özelliklere sahip olan alanlarda, güçlü akıntılarla sürüklenmeyecek şekilde yumurtlama eğilimindedir. Alaska mezgitinin beslenme davranışındaki birincil faktör yaştır. Bu açıdan türün 6 cm’den küçük olan daha genç bireyleri ile büyük bireyler iki alt gruba ayrılabilir. Her iki grup da esas olarak kopepodlarla beslenir ancak ikinci grup aynı zamanda kril üzerinden de beslenir. Bu nedenle, besinini oluşturan türlerdeki azalma daha küçük bireylerin hayatta kalma oranlarını etkileyen önemli bir faktördür. Alaska mezgiti, ilkbaharda üremek ve beslenmek için kıta sahanlığında sığ sulara doğru göç eder, kış aylarında ise daha sıcak ve derin sulara geri döner. 30-35 cm aralığında cinsel olgunluğa erişir. Hızlı büyüyen ve kısa ömürlü olan bu balığın ömrü yaklaşık 12 yıldır. Alaska mezgitinin “dünyada kalan en büyük lezzetli balık kaynağı” olduğu söylenir. Alaska’dan Kuzey Japonya’ya kadar Kuzey Pasifik’te her yıl yaklaşık 3 milyon ton Alaska mezgiti yakalanır. Dünya balıkçılığında avlanan türler içinde Peru hamsisinden sonra dünyanın en önemli ikinci balık türüdür. ABD, Japonya ve Rusya, bu türü avlayan başlıca ülkelerdir. ABD’de çoğunluğu Bering denizinden olmak üzere her yıl yaklaşık 1,5 milyon civarı Alaska mezgiti yakalanmaktadır. ABD’de Alaska Balıkçılık Bilim Merkezi tarafından yürütülen stok değerlendirme çalışmalarına göre her yıl kota belirlenmektedir. Örneğin, 2008’de meydana gelen ani stok düşüşü sonrası 2009 ve 2010 yılları avcılığında kota düşürülmüş, bu düzenlemeler sonucu avcılık 2011’de tekrar ortalamanın üzerine çıkmıştır. Bu türün, fileto çıkartılarak dondurulmuş şekli, Surimi olarak (balık veya diğer deniz ürünü etlerinden yapılan bir çeşit hamur) hazırlanmış şekli ve havyarı, Kore, Japonya ve Rusya mutfaklarında yaygın olarak yer alır. Bu tür, Kore’nin milli balığı olarak kabul edilir ve çok eski dönemlerden beri (1400-1900) geleneksel olarak tüketilir.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/alaska-mezgiti
Antarktika Maden Kanunu
Hilal Okur
Yer Bilimleri
null
İng. Antarctic Mining Law 1959’da imzalanan, Türkiye’nin 1995’te taraflarından olduğu Antarktika Antlaşması barış ve bilime adanmış bir kıtayı doğal koruma alanı olarak güvence altına almak için yapılmıştır. Antlaşmanın hâlihazırda 53 taraf ülkesi vardır. Antlaşmanın ilk imzacıları 12 ülkedir (ABD, Arjantin, Avustralya, Belçika, Fransa, Güney Afrika, İngiltere, Japonya, Norveç, Rusya, Şili ve Yeni Zelanda). Antarktika Antlaşması’na ek olarak 3 anlaşma daha vardır ve bunlar birlikte Antarktika Antlaşmalar Sistemi (Antarctic Treaty System, ATS) olarak adlandırılır. Bunlar, 1972 yılında imzalanan Antarktika Ayı Balıklarını Koruma Sözleşmesi (CCAS), 1980 yılında imzalanan Deniz Canlı Kaynaklarının Korunması Hususunda Sözleşme (CCAMLR) ve 1991 yılında imzalanan Antarktika Antlaşması Çevre Koruma Protokolü, diğer adıyla Madrid Protokolü’dür. Türkiye resmi olarak 27.09.2017 tarihinde Madrid Protokolü’ne katılmıştır. Toplantının Madrid’de yapılmasından dolayı “Madrid Protokolü” olarak bilinen protokol, 1998 yılında yürürlüğe girmiştir. Madrid Protokolü, Antarktika’nın bağımsız ve el değmemiş ekosistemini korumak, kıtanın bilimsel araştırmaların yürütüldüğü bir bölge olarak kullanılmasını sağlamak ve bunu gerçekleştirirken de çevreye verilen zararı en aza indirmek amacıyla yapılmıştır. Madrid Protokolü, bilimsel araştırma ile çevrenin korunması arasında bir denge kurmaya çalışmaktadır. Protokolün getirdiği belki de en önemli düzenleme, bilimsel araştırma dışında Antarktika’nın mineral kaynaklarıyla ilgili faaliyetlerin 50 yıl süre ile yasaklanmasıdır. Protokolün kalbi olarak nitelendirilebilecek 3. maddesi, Antarktika’da yürütülecek olan bütün faaliyetlerde uyulması gereken çevresel ilkeleri ortaya koymuştur. Bu ilkeler, yapılacak faaliyetlerin Antarktika çevresine ve ekosistemine zarar vermeyecek şekilde planlanması ve muhtemel olumsuz etkilerin değerlendirilerek öyle icraya geçilmesine yöneliktir. Böylece devletler Antarktika ile ilgili yapacakları çalışmalarda daha dikkatli davranacak ve Antarktika’nın doğal yapısı bozulmamış olacaktır. Ayrıca devletler aralarında iş birliğine gidecek ve yapmayı planladıkları faaliyetler hakkında diğer devletleri bilgilendirecektir (Madrid Protokolü, Madde 6). Antarktika’da hiçbir zaman ticari olarak madencilik yapılmamıştır. Bu yasalaşmış protokole göre Antarktika Antlaşması’na bağlı çevre koruma protokolünde herhangi bir değişiklik yapabilmek ancak 2048 yılında, danışman ülke statüsündeki ülkelerin %75’inin oyu ile olabilir. Antarktika’da kıtasal kabuk uzun yıllar boyunca buzlarla kaplı olduğu için özellikle maden zenginleşmesi açısından ayrışma ve taşınma süreçleri yaşamamıştır. Bilindiği gibi ikincil maden yatakları; örneğin plaser yatakları taşınma süreçleri ile ilgilidir. Özellikle oksitli, karbonatlı ayrışmaya bağlı cevherleşmeye Antarktika’da rastlanamaz, kıtasal kabuk orijinal hâliyle korunur. Antarktika’nın havası, buzulları ve sanayileşmiş bölgelerden uzaklığı, mineral çıkarımının son derece pahalı ve aynı zamanda son derece tehlikeli olacağı anlamına geliyor olsa da eğer maden çıkarmak mümkün olabilseydi dahi Antarktika’nın maden kaynakları tam olarak bilinmemektedir. Antarktika’nın çeşitli maden yataklarına sahip olduğu ancak ulaşılması kolay olan herhangi bir büyük maden yatağının mevcut olmadığı sınırlı çalışmalar ile ortaya çıkarılmıştır. Kıtayı kaplayan binlerce metre kalınlığındaki kar ve buz örtüsü Antarktika’da herhangi bir maden çıkarma izni olsa dahi bu işlemin çok zor olacağının bir işaretidir. Antarktika’nın iki bölgesinde kömür bulunmuştur: Transantarktik Dağları ve Prens Charles Dağları. Bulunan kömür düşük kalitededir; yüksek nem içeriğine sahip ve ince, kırık bantlar şeklindedir. Dünyanın başka yerlerinde çok daha iyi rezervler mevcuttur ve henüz işletilmeye ihtiyaç doğmamıştır. Demir cevheri Antarktika’daki yüzey kayalarında yaygındır ve buzun derinliklerinde izlenmiştir. Ancak Antarktika’nın izole oluşu, bu cevherin işletmeye değerinin olmayacağı anlamına gelmektedir. Doğu Antarktika’daki Dufek Masifi olası bir krom kaynağı olarak tanımlanmıştır ancak yalnızca teorik olarak bilinmektedir. Antarktika’daki kayaların petrol veya gaz içerdiği öne sürülmüştür. Ancak herhangi birini bulmak için sondaj yapılmamıştır. Diğer maden kaynaklarında olduğu gibi ticari olarak çıkarılmaları pek olası değildir.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/antarktika-maden-kanunu
Amerika Birleşik Devletleri’nin Arktik Stratejisi
Rabia Kalfaoğlu
Sosyal ve Beşerî Bilimler
null
Amerika Birleşik Devletleri, Arktik bölgeye yönelik politikasını ilk kez Ocak 2009’da yayınlamıştır. Politikanın öncelikleri arasında ulusal güvenliğin sağlanması, çevrenin ve biyolojik kaynakların korunması, bölgedeki doğal kaynakların yönetimi, ekonomik kalkınmanın sağlanması ve Arktik devletleri arasındaki iş birliğinin sağlanması vardır. Yerel, bölgesel ve küresel çevre sorunları ile ilgili araştırma merkezlerinin oluşturulmasına özel önem verilmektedir. Yönerge, ABD’nin Arktik kıta sahanlığı da dâhil olmak üzere petrol ve gaz gibi doğal kaynaklar üzerindeki egemenlik haklarının enerji güvenliği açısından tanımlanmasının önemini vurgulamıştır. Belgede ayrıca ABD’nin kıta sahanlığını genişletmek için en etkili yolun, BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne taraf devletlere sunulan prosedür olduğu belirtilmiştir. ABD’nin henüz BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne taraf olmadığı ve bu nedenle bir ülkenin kendi münhasır ekonomik bölgesi dışındaki kıta sahanlığı üzerinde genişletilmiş yargı yetkisi ile ilgilenen 76. Madde’yi kullanamayacağı göz önüne alındığında, ABD’nin Komisyona yasal olarak tanınan bir devlet dışı beyan sunması şu an için mümkün değildir. 2013 yılında Arktik bölge için Ulusal Strateji hazırlanmış ve bu strateji, 2009 Arktik Politikası direktifinde belirtilen ilkelerle uyumlu hâle getirilerek uygulanmaya devam edilmiştir: ABD’nin ulusal çıkarlarının korunması ve ulusal güvenliğin güçlendirilmesi, sorumlu yönetişimin ve uluslararası iş birliğinin teşvik edilmesi. Belgede belirtildiği gibi, Arktik bölgenin enerji kaynakları, ABD’nin enerji güvenliği için önemlidir; bu da Amerikan ulusal güvenlik stratejisinin temel bir bileşenidir. Bölge, öncelikle ABD’nin enerji ihtiyaçlarını karşılamaya uygun, kanıtlanmış, potansiyel petrol ve gaz kaynaklarına sahiptir. Aynı zamanda belgeye göre ülkenin yetkilileri, Arktik petrol ve gaz kaynaklarının geliştirilmesinden ve petrol ve gaz dâhil olmak üzere yeni enerji kaynaklarının sürekli aranmasından sorumludur. Bunun, üretimi genişletmeye, ülkenin enerji güvenliğini geliştirmeye ve güçlendirmeye, ayrıca petrol ithalatına olan bağımlılığı azaltmaya ve enerji verimliliğini artırmaya yardımcı olabileceği belirtilmiştir. 21 Ocak 2015’te eski ABD Başkanı Barack Obama, “Arktik Bölgesi Ulusal Faaliyetlerin Koordinasyonunu Güçlendirme” Kararnamesi yayınlamıştır. Kararnamede, ABD’nin Arktik bölgesinin kalkınmasının uzun vadeli stratejik planlamasında egemen haklar ve yükümlülükler gibi alanlarda ulusal çıkarları korumanın önemi üzerinde durulmuştur (denizlerde güvenlik, enerji ve ekonomik çıkarlar, çevre koruma, bilim ve araştırma-geliştirme vb.). Bu kritik bölgenin artan stratejik önemini ve erişilebilirliğini ele almak için sayıları gitgide çoğalan federal çalışma grupları oluşturulmuştur. Arktik bölgedeki yürütme departmanlarına ve ajanslarına liderlik sağlamak ve federal politikanın koordinasyonunu güçlendirmek için bir Arktik Yürütme Yönlendirme Komitesi kurulmuştur. 2019, 2020 ve 2021 yıllarında sırasıyla Sav unma Bakanlığı, Hava Kuvvetleri ve ABD Ordusu birimlerinin yayınladığı Arktik bölgedeki askeri varlığa ilişkin belgelerde görüldüğü gibi, savunma politikalarına önem verilmektedir. 2016 yılında ABD Savunma Bakanlığı, ABD Arktik kuvvetlerinin yeteneklerindeki gelişmeyi vurgulayan bir rapor yayınlamıştır. Belgede özellikle, bölge güvenliğinin ülkenin savunması için hayati önem taşıdığı belirtilmiştir. Bu hedefe ulaşmanın başlıca araçlarından biri, müttefiklerle birlikte çalışma olarak adlandırılmaktadır. Buna ek olarak, rapor balıkçılığı, ticaret, kaynak çıkarma ve uluslararası su yollarına erişimin potansiyel ekonomik faydası vurgulanmaktadır. 2019’da ABD Savunma Bakanlığı, Çin’in ve Rusya Federasyonu’nun bölgede güvenlik tehdidi oluşturduğunu yineleyerek Arktik stratejisini güncellemiştir. Pekin’in Arktik yönetimini etkilemeye çalışmak için ekonomik güç kullanabileceğine dair endişeler belirtilmiştir. Belgede, ABD’nin bölgeye yönelik güvenlik önlemlerini arttırması gerektiği yinelenmiştir. ABD Donanması tarafından 5 Ocak 2021’de yayınlanan “Arktik için Stratejik Plan” önemlidir. Bu plan, donanma ve deniz piyadelerinin özel yeteneklerini entegre ederek ve modernizasyon, eğitim, istihdam ve modern kavramların tanıtılması yoluyla Arktik devletlerinin en yetenekli Arktik deniz kuvvetleriyle iş birliğine dayalı ortaklıkları güçlendirerek deniz varlığını güçlendirme ihtiyacı vurgulamaktadır. Yeni planda Arktik bölgeden, Maine’den Alaska’ya uzanan üç okyanusu kapsayan sınırdan (frontier) ziyade bir Amerikan vatanı (homeland) olarak bahsedilmektedir. Arktik, erişilemeyen donmuş bir bölgeden ziyade, gezilebilir bir mavi okyanus olarak tasvir edilmektedir. 2019 yılındaki ABD’nin Arktik bölgesi tanımı, Kuzey Kutup Dairesi’nin kuzeyindeki Alaska’daki, Bering Boğazı boyunca ve Aleut Adaları’ndaki toprakları ve suları kapsayan 1984 Arktik Araştırma ve Politika Yasası’nda belirtilen tanıma uygun olarak ifade edilmiştir. Buna karşılık, 2021 yılı Arktik için Stratejik Plan’da, Atlantik’ten Arktik bölgeye ve Pasifik’e kadar üç okyanusu aşan daha geniş bir tanımlamaya sahiptir. Belge, ABD’nin Arktik çıkarlarını kapsayan alanı, Kuzey Atlantik’teki Maine’den Arktik Okyanusu boyunca Bering Boğazı ve Kuzey Pasifik’teki Alaska üzerinden Aleut Adaları silsilesinin güney ucuna kadar uzanan devasa bir kara ve deniz bölgesi olarak tanımlamaktadır. Bu coğrafi olarak daha geniş tanımlamaya rağmen, Donanma, 1984 mevzuatında belirtilen “Arktik” teriminin tanımını kabul etmektedir. ABD Ordusu Arktik Stratejisi, aşırı soğuk havalarda ve yüksek irtifa koşullarında savaşmak, kazanmak ve hayatta kalmak için eğitimli, donanımlı ve dayanıklı kuvvetler oluşturabilen ve tasarlayabilen bir ordu oluşturarak Arktik hâkimiyetini güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Strateji, Arktik bölgesinde operasyonlar yürütmek için bölgenin hava koşullarına uygun birimlerin kurulması ihtiyacının yanı sıra bölgede faaliyet gösterecek kuvvetlerin bireysel ve toplu eğitimini iyileştirme ihtiyacına dikkat çekmektedir. Sekiz Arktik devletinden beşinin taraf olduğu, ABD, Kanada, Danimarka, İzlanda ve Norveç’i içeren Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), bölgenin savunmasında rol oynamaktadır. Büyük güçler arasındaki rekabetin yeniden başlamasıyla NATO, bölgedeki varlığını her gün arttırmayı planlamaktadır. Sonuç olarak NATO bölgede, özellikle Norveç’te ve çevresindeki deniz alanlarında, belirgin bir varlığa sahiptir. Örneğin NATO, Ekim 2018’de Soğuk Savaş’tan bu yana Arktik bölgedeki en büyük askeri tatbikatını gerçekleştirmiştir. “Trident Juncture” olarak adlandırılan tatbikata 31 ülkeden 50.000’den fazla asker katılmıştır. Buna ek olarak ABD Sahil Güvenlik tarafından yayınlanan stratejik belgede, özellikle Arktik devleti olmayan Çin’in hâlihazırda altı Arktik keşif gezisi düzenlemesinden bu yana, Çin’in bölgeye artan ilgisi ele alınmaktadır. ABD, Çin’in nüfuzunu genişletme girişimlerinden endişe duymaktadır. ABD’yi endişelendiren bir diğer konu, Kuzey Denizi Yolu boyunca artan trafik ve özellikle Çin’in yeni potansiyel rotaya olan ilgisidir. Belgede ayrıca yeni buzkıranlara ve bölgedeki Rus askeri üslerinin sayısındaki artışa dikkat çekilmiştir. Rus hükümeti, buzkıran filosunu daha da genişletmenin yanı sıra hava üsleri, limanlar, silah sistemleri, asker konuşlandırmaları, saha iletişimi, arama ve kurtarma kaynakları, ticari merkezler ve hizmet dışı bırakılmış nükleer santraller dâhil olmak üzere diğer Arktik yeteneklerini ve altyapısını yeniden inşa etmeye ve genişletmeye devam etmektedir. Rusya Federasyonu’nu stratejik bir rakip olarak gören ABD, Rusya Federasyonu’nun eylemlerine ve yeteneklerinin potansiyel ikili kullanımına dikkat etmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Bölgede ABD’li politika yapıcılarını endişelendiren bir diğer konu, Rusya Federasyonu’nun Arktik kıyıları boyunca Avrupa ve Asya’yı birbirine bağlayan bir Arktik deniz yolu olan Kuzey Denizi Yolu’nun potansiyelidir. Rusya Federasyonu, Kuzey Deniz Yolu’nun bazı kısımlarını Rusya Federasyonu’nun iç suları olarak görmekte ve bu sulardan geçiş hakkının Rusya Federasyonu’na ait olduğunu ilan etmesine karşı, bu suları uluslararası sular olarak gören ABD ile bir gerginlik kaynağı yaratmaktadır. Benzer durum ABD ve Kanada arasında Kuzey Batı Geçidi’nde yaşanmaktadır. ABD’de Sahil Güvenlik ve Rusya Federasyonu Federal Güvenlik Servisi Sınır Muhafıza Servisi iş birliği geçmişine sahiptir ve bu iş birliğinin uluslararası kurallara ve ulusal egemenliğe karşılıklı saygı çerçevesinde sürdürülmesi için çaba gösterilmesi gerektiğine inanılmaktadır. ABD, Kanada ve Kuzey devletleri, Arktik Konseyi’nin Mayıs 2011 Arktik SAR anlaşması kapsamında arama ve kurtarma dâhil olmak üzere bir dizi Arktik sorunu ile ilgili Rusya Federasyonu ile çalışmaya devam etmektedir. Daha yakın zamanda, 2018’de ABD ve Rusya, Bering Boğazı ve Bering Denizi üzerinden ikili taşımacılık için yönetim planı oluşturmak adına iş birliği yapmış ve Şubat 2021’de ABD Sahil Güvenlik ve Rus Deniz Kurtarma Servisi, 1989’u güncelleyen bir anlaşma imzalamıştır. Sınıraşan deniz kirliliğini içeren olaylara müdahale etmek için acil durumlarla başa çıkmak üzere ikili ortak plan oluşturulmuştur. Bu gibi anlaşmalar bazı uzmanlarca ABD, Kanada ve İskandinav devletleriyle Rusya Federasyonu’nun bölgede iş birlikleri potansiyeli olduğu şeklinde yorumlanmaktadır. Ancak son yıllarda hem Rus tarafı hem de ABD, Kanada ve İskandinav devletleri, NATO ile birlikte bölgedeki askeri çalışmaları arttırmışlardır. Bu durum, gerçekten sakin görünen bir bölgenin giderek artan bir endişe ile askeri gerginlik alanı hâline gelme olasılığını artırmaktadır.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/amerika-birlesik-devletlerinin-arktik-stratejisi
Alaca Çinte
Korhan Özkan
Yaşam Bilimleri
null
15 cm boy, 32-38 cm kanat açıklığı ve 30-41 gr ağırlığa sahip olan bu ötücü kuş, oldukça belirgin siyah beyaz bir desene sahip erkekleriyle kolayca tanınır. Kuzey kutup dairesinin tamamında üreyen bu tür, Arktik bölgesinin karakteristik ötücü kuşlarından biridir. Üreme döneminde, kayalık alanlardaki küçük kovukları yuva olarak kullanır. Yaklaşık 12 gün süren kuluçka döneminde, genellikle dişi kuş kuluçkaya yatar ve erkek, dişiyi beslemek için besin toplar. Kış aylarında ise Amerika ve Avrasya’nın ılıman kuzey bölgelerine göç eder. Erkek bireyler, kaya kovukları gibi yuva alanlarını koruyabilmek için erken ilkbaharda kutup bölgelerine göç eden kuşlar arasında yer alırlar. Kutup kışının zorlu koşullarına dayanabilmek için, erkek alaca çintelerin dişilere göre daha iyi soğuğa uyum sağladığı bilinmektedir. Ancak bazen, Nisan başlarında yaşanan -30°C’ye varan soğuklar ve şiddetli fırtınalar nedeniyle erken göçler, toplu ölümlere yol açabilir. Bu kuşlar, genellikle tohumlar, tomurcuklar ve bazen küçük omurgasızlarla beslenirler. Göç sırasında, küçük gruplar halinde deniz kıyılarını takip ederler ve açık alanlar, sulak alanlar ve kıyı habitatlarını sıklıkla kullanırlar. Türkiye’de özellikle Karadeniz kıyılarında nadiren görülse de düzenli olarak gözlenirler. Özellikle Amerika kıtasında son 40 yılda yapılan kış kuş sayımları, bu türün nüfusunun %50’den fazla azaldığına işaret etmektedir. Ancak, yaklaşık 40 milyon bireylik büyük bir popülasyona sahip olduklarından, nesillerinin şu anda tehlikede olmadığı düşünülmektedir.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/alaca-cinte
Atlantik Sarı Gagalı Albatrosu
Korhan Özkan
Yaşam Bilimleri
null
71-82 santim boy, 1780-2840 gram ağırlık ve 180-215 santim kanat açıklığına sahip olan bu orta boy albatros türü, özellikle yakın akrabalarından ayırt edilebilmesi için deneyimli bir kuş gözlemcisinin dikkatini gerektirir. Atlantik Okyanusu’nun güneyinde ve Afrika kıtasının açıklarında yaygın olarak bulunur, hatta kayıtlar 10° kuzey enlemine kadar uzandığını göstermektedir. Nadiren rastlantısal olarak Avrupa kıyılarında dahi gözlemlenmiştir. Güneyde ise beslenmek için Antarktika Yarımadası çevresindeki denizlere gider. Popülasyonunun neredeyse tamamı altı farklı adada ürer. Üreme alanı olarak genellikle açık kayalık yamaçları tercih eder, ancak bazen bitki örtüsü bulunan alanlarda da ürediği görülmüştür. Seyrek olarak küçük koloniler halinde ya da tek başına ürer. Üremeye dokuz ila on bir yaşlarında başlayan bu türün 37 yıla kadar yaşadığı gözlemlenmiştir. Diğer albatroslar gibi, başlıca olarak kafadanbacaklılar ve balıklarla beslenir. Avlarını su yüzeyinden toplar, ancak bir metreye kadar dalabildiği gözlenmiştir. Sıklıkla yelkovanlar ve deniz memelileri ile avlanır ve balıkçı teknelerinin artıklarını takip ettiği kaydedilmiştir. Dünya popülasyonunun yaklaşık 14.000 çift olduğu tahmin edilmektedir. Büyük ölçüde parakete avcılığına bağlı olarak ölümler yaşandığı için popülasyonlarda bir düşüş gözlenmektedir. Dar üreme yayılışı ve azalan popülasyonları nedeniyle türün nesli tükenme riski altındadır.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/atlantik-sari-gagali-albatrosu
Ak Kıngaga
Korhan Özkan
Yaşam Bilimleri
null
38-40 cm boy, 560-810 gr ağırlık ve 76-84 cm kanat açıklığına sahip olan ak kıngaga, Antarktika’da bulunan ve perde ayaklı olmayan tek kuş türüdür. Beyaz bir gövdesi ve iri bir gagası vardır; davranışları ve boyutları beyaz bir güvercini andırır. Üreme, Antarktika Yarımadası ile Güney Amerika’nın en güney ucunda gerçekleşirken, kışın Arjantin’e kadar kuzeyde geçirebilirler. Dinlenmek için gemilere konduğu gözlemlenen ak kıngagaların bazıları Avrupa’ya kadar ulaşabilirler. Ak kıngagalar, penguen kolonileriyle aynı bölgeleri paylaşarak yuva kurarlar ve yaşam döngüleri büyük ölçüde penguenler ve karabataklar gibi koloni halinde üreyen kuşlara bağlıdır. Yuvalarını genellikle penguen yuvaları arasında buldukları yosun, çakıl ve kemik gibi malzemelerle oluştururlar. Beslenmeleri genellikle penguenlerin yavrularına getirdiği besinlerle, ölü yavrular, yumurtalar ve hatta penguenlerin dışkıları gibi kaynaklardan gelir. Tamamen kıyıya bağımlı olsalar da bazen fokların doğum yaptığı deniz buzu üzerinde plasentaları e avcı türlerden kalan av artıklarıyla beslenmek üzere de görülebilirler. Hatta ak kıngagaların yavrularını emziren fokların sütü ile beslendikleri bile gözlenmiştir. Üreme dönemi dışında kıyıdaki yosunların arasında denizden getirilen besinleri ararlar. Ak kıngagalar, Antarktika kuşları arasında istisnai derecede meraklı ve uysal bir türdür. İnsanları gördüklerinde genellikle yakınlaşarak incelemeye çalışırlar. 20. yüzyılın başlarında avcılık nedeniyle popülasyonları azalmıştır. Özellikle Norveçli balina avcılarının bu kuşları lezzetli buldukları bilinmektedir. İnsan atıklarıyla beslendikleri için geçmişte zehirlenme vakalarına bağlı ölümler de görülmüştür. Ancak günümüzde bu kuşların avlanmasına yönelik bir baskı bulunmamakta olup, popülasyonları istikrarlıdır.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/ak-kingaga
Antarktika’nın Jeolojik ve Tektonik Gelişimi
Mehmet Korhan Erturaç
Yer Bilimleri
null
Antarktika Kıtası, tamamı aktif levha sınırları ile tanımlanan Dünya’nın en büyük levhalarından birisini oluşturmaktadır. Kıta, coğrafi olarak Atlantik, Hint ve Pasifik okyanuslarının güney kesimleri ile tektonik olarak da altı farklı (Afrika, Güney Amerika, Pasifik Nazca Scotia ve Sandvich) tektonik levhayla çevrelenmiş durumdadır (Şekil 1). Günümüzde %98’i buzullarla kaplı olan Antarktika’nın jeolojik ve tektonik birliklerinin belirlenmesi sınırlı sayıda kayaç yüzleği, buz örtüsü altında olmayan Antarktika Yarımadası, Weddel ve Ross denizleri bir kenara bırakılırsa büyük bir oranda jeofiziksel veriler yardımıyla mümkün olabilmektedir. Örneğin görece daha düşük bir buzul örtüsüne sahip olan Horseshoe Adası’nın jeolojisi üzerine yapılan klasik çalışmada, yüzlek veren Andean Plutonik birlikleri, volkanitleri ve metamorfik kompleksler ve dokanakları başarıyla haritalanmıştır. Antarktika’ya yapılan ilk bilimsel/keşif seferleri Gondwana Kıtası’nın ve yeryüzünün tektonik geçmişinin anlaşılmasına önemli katkılar sağlamıştır. Antarktika’nın jeolojik ve büyük ölçekli morfolojik gelişimi Gondwana Kıtası’nın 200-175 milyon önce parçalanmasından itibaren ilk elden levhaların konum ve hareketleri ile şekillenmiştir. Bu parçalanmayı takiben Antarktika, yavaşça Güney Kutbu’ndaki yerine hareket etmiş, önce coğrafi sonra da termal olarak izole olmuş, aşırı kurak ve soğuk kutup iklimi kontrolünde gelişimini sürdürmektedir. Antarktika, jeolojik ve tektonik gelişimi açısından iki fizyografik bölgeye ayrılmaktadır. Bu iki bölge birbirinden Transantarktik Dağları (TAM) ile ayrılan Doğu ve Batı Antarktika olarak tanımlanır. Doğu Antarktika kara alanının büyük bir kısmı Prekambriyen-Fanerozoyik zamanında bir araya gelerek Gondwana’yı oluşturan kıtasal kabuk (kalkan) parçalarından oluşmaktadır. Kalın bir buz örtüsü altında bulunan Doğu Antarktika’nın jeolojisi ayırtlanmamış Prekambriyen öncesi kayalar olarak tanımlanabilmektedir. Transantarktik Dağları ve Batı Antarktika ise Gondwana’nın Pantalassa-Pasifik aktif kıta kenarını oluşturur ve uzun tektonik gelişimleri süresince birbirlerine göreceli olarak yaklaşan veya uzaklaşan Marie Byrd Ülkesi, Thurston Adası, Ellsworth-Whitmore Dağları ve Antarktika Yarımadası gibi çarpışma ile ilişkili formasyonlar gözlenen tektonik bloklardan oluşur. Antarktika kıtasındaki aktif volkanlar Transantarktik dağlarının alt kesiminde Batı Antarktika’nın batısında ve Antarktika Yarımadası’nda yer almaktadır. Antarktika’nın bugün tamamen buzullar altında kalan yüksek topoğrafyasını oluşturan yükselme fazları üç aşamada gelişmiştir. İlk yükselme Erken Kretase’de Avustralya ile Antarktika’nın birbirinden ayrılması ile ilişkilidir. Geç Kretase’de Doğu ve Batı Antarktika’yı ayıran genişleme rejimi egemendir. Erken Senozoyik’ten itibaren de Adare oluğuna doğru uzanan riftleşme, kıtasal kabuğa sahip Batı Ross bölgesine ulaşmış ve Doğu Antarktika litosferinin yükselmesini kontrol etmiştir. Şekil 2’de Antarktika’nın tektonik birlikleri sunulmaktadır. Bu birlikler kıtanın üç farklı temel biriminin jeolojik farklılıklarını ortaya koyar. Doğu Antarktika Doğu Antarktika büyük oranda Arkeen yaşlı kraton çekirdek üzerine Protozoyik yaşlı (1, 8-0, 9 milyar yıl) yüksek dereceli metamorfik komplekslerden oluşan orojenik kuşaklardan oluşmaktadır. Tüm bu kayaç toplulukları, 600-500 milyon yıl önce gerçekleşmiş Pan-Afrikan orojenezi ile Gondwana Kıtası’nın oluşumu süresince bir araya gelmiştir. Kıtanın doğu kesiminde Erken Kretase’ye tarihlenen bazaltik volkanizmaya dair kayaçlar yer alır. Kıtanın Atlantik-Hint Okyanusu kenarındaki en eski okyanusal kabuğu 170-140 milyon yıl yaşındadır ve Gondwana Kıtası’nın parçalanma yaşını verir. Transantarktik Dağları (TAM) 3500 km uzunluğu ile tüm Antarktika’yı Kuzey Viktorya Ülkesinden, Weddell Denizi’ne Ross Denizi’ni doğudan sınırlayarak boyuna kesen, 100-200 km genişliğinde ve yer yer 4500 m yüksekliklere ulaşabilen önemli bir dağ kuşağıdır. Antarktika’daki diğer dağ kuşaklarına nazaran yükselmiş çökel kaya topluluklarından oluşan Transatlantik Dağları ile Ross Denizi arasında da Batı Antarktik Rift Sistemi (WARS) yer almaktadır. Transantarktik Dağları, Antarktika’nın genel olarak volkanik kökenli dağlarından daha yaşlıdır. Transantarktik Dağları, Batı Antarktik Rift Sistemi’nin açılması esnasında yaklaşık 65 milyon yıl önce yükselmeye başlamıştır. Silüryen-Jura arasında depolanmış kumtaşları, silttaşları ve kömür içeren çökel kayalardan oluşan dağ kuşağının temelinde granit ve gnays bileşimli kayaçlar bulunmaktadır. Bu formasyonlar Antarktika Kıtası’nda bulunan fosillerin de çoğunu içerir. Batı Antarktik Rift Sistemi (WARS) Batı Antarctic Rift Sistemi Doğu ve Batı Antarktika arasında yer alan bir seri rift vadisinden oluşmaktadır. Ross Körfezi ve Denizi ile Ross Buz Sahanlığı ve kısmen Mary Byrd Ülkesini kapsar. Batı Antarktik Rift Sistemi’nin uzunluğu yaklaşık olarak 3000 km ve genişliği de 700 km olarak tahmin edilmektedir. Bu boyutları ile Batı, Kuzey Amerika’nın batısında yer alan sırt-havza bölgesine benzerlik göstermektedir. Riftleşme, Geç Kretase döneminde başlamış, dört farklı fazda Geç Miyosen dönemine kadar etkin olmuştur. Günümüzde rift sistemleri etkin olmamakla birlikte blok hareketlerinin GPS hız ölçümleri Batı Antarktika’nın Doğu Antarktika’ya nazaran daha yüksek bir hızla kuzeybatıya doğru hareket ettiğini göstermektedir (Şekil 1). Batı Antarktik Rift Sistemi, günümüzde de aktif olan tüm Antarktika volkanlarının da kaynağını oluşturmaktadır. Batı Antarktik Rift Sistemi’nin batı kesiminde Geç Senozoyik yaşlı bazaltlar tespit edilmiştir. Kuzeyinde ise 600-500 milyon yıl önce gerçekleşen Ross Orojenezi’ne ait formasyonlar yer alır. Antarktika Yarımadası, And Dağ kuşağının Antarktik devamına ait kayaçlardan oluşmaktadır. Antarktika Yarımadası’nın doğu kesiminde Güney Weddel Denizi’ni oluşturan Paleozoyik-Mesozoyik yaşlı riftleşme görülmektedir. Tektonik Evrim Antarktika Kıtası (ve levhası), Gondwana Kıtası’nın merkez parçasını oluşturmaktadır. Yaklaşık 600-500 milyon yıl önce oluşan Gondwana Kıtası, 350 milyon yıl boyunca sabit bir süper kıta olarak var olmuştur. Şekil 3’te Güney Kutup Dairesi’nin son 230 milyon yıldan günümüze tektonik gelişiminin yeniden kurulumu sunulmaktadır. Gondwana Kıtası, 180 milyon yıl önce Atlantik ve Hint okyanuslarının açılmaya başlamasıyla parçalanmıştır. Bu parçalanma öncesinde Gondwana, ekvatoryal pozisyonundan yavaşça güneye doğru göçmüştür. Gondwana’da riftleşme ilk olarak Afrika-Antarktika kıtalarının ayrılmasıyla başlamaktadır. 120 milyon yıl önce Hindistan ve Güney Amerika, Antarktika’dan ayrılır. Avustralya’nın Antarktika’dan ayrılması da 100-75 milyon yıl önce başlamıştır. Bu hareketler boyunca Antarktika Kıtası sürekli olarak saat yönünde bir dönüş gerçekleştirmiştir. Gondwana’nın parçalanması süresince kıtanın güney kısmında aktif olan çarpışma zonu, zaman içerisinde göçerek günümüz Pasifik-Güney Amerika kıtaları yaklaşan levha sınırını oluşturur. Batı Antarktik Rifti, bu çarpışma zonunun önünde gerçekleşen genişlemeli tektonizma sonucu gelişmiştir. Günümüzden 50 milyon yıl önceden itibaren ise Antarktika levhasının sınır ve konfigürasyonları bugünkü konumlarını almaya başlamıştır. Günümüz GPS hız ölçümleri Antarktika’nın kuzeybatıya doğru doğudan batıya artan bir hızla ilerlediğini göstermektedir. Bununla birlikte kıta içi hız alanı, genç tektonik ve deprem aktivitesi hakkındaki bilgilerimiz sınırlıdır. Küresel ısınmaya bağlı olarak Antarktika Yarımadasındaki buz kalınlığının azalması ile yarımadanın izostasik dengeleme ile hızla yükseldiği ortaya konulmuştur. Antarktika’daki deprem aktivitesi büyük oranda bu levha sınırlarında özellikle de Antarktika Yarımadası’nın kuzey kesiminde Scotia ve Güney Amerika levhaları arasındaki sınırda gerçekleşmektedir (Şekil 4). 1998 yılında Antarktika ve Yeni Zelanda arasındaki Balleny Adaları’nda büyüklüğü 8, 2 olan bir deprem gerçekleşmiştir. Toplam 14 milyon km² alana sahip kıta genelinde ise sismik aktivite oldukça düşüktür. Antarktika Yarımadası’nın uç kesimlerinde sismik aktivite bulunmakla birlikte kıta içinde kayda değer deprem bulgulanmamıştır. Bu duruma bir istisna olarak Transantarktik dağlarının doğu kesiminde kaydedilen depremlerdir. Bu depremlerin bir kısmı da aktif Erebus Volkanı’nın faaliyeti ile ilişkilendirilmiştir. Büyük bir kısmı (%99) ortalama 1, 9 km kalınlığa sahip bir buz tabakası ile kaplı olan kıtada gözlemlenen depremlerin tektonik ya da buz örtüsünün ağırlığından kaynaklanan kırıklarla ilişkili olduğu hâlen tartışılan bir konudur. Buz-deprem olarak adlandırılan bu olayların konum ve mekanizmalarını çözebilmek mümkün olamamaktadır. Benzer şekilde buz örtüsünün ağırlığı tektonik blokların hareketini de engelleyebileceği öngörülmektedir. Antarktika Kıtası içerisinde aktif fayların varlığı bu nedenlerden ötürü henüz bilinmemektedir.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/antarktikanin-jeolojik-ve-tektonik-gelisimi
Arktik İpek Yolu Projesi
Sabit Alabaş
Sosyal ve Beşerî Bilimler
null
Arktik bölgesi 21. yüzyılda stratejik, jeopolitik ve ekonomik açıdan büyük önem kazanmıştır. Zengin biyoçeşitliliği, Arktik ülkeleri dışında Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti gibi büyük güçlerin bu bölgeye ilgisini artırmıştır. Bununla birlikte Arktik, artan sıcaklık nedeniyle buzulların erimesi, suların ısınması, artan deniz seviyeleri ve permafrostun çözülmesinden kaynaklı olarak daha fazla gündeme gelmeye başlamıştır.  Tüm bu faktörler, Arktik Beşlisi devletlerinin (Norveç, Rusya Federasyonu, Kanada, Danimarka ve ABD) yanı sıra Kuzey Kutup Dairesi’ne yakın üç devletin de (İzlanda, Finlandiya ve İsveç) orada yeni deniz yollarının ortaya çıkışına dair olası senaryolar üzerinde düşünmelerine neden olmuştur. Ayrıca, bu bölgede kullanılmayan kaynakların keşfedilmesi ve kullanılması, bölgeyi bu ülkeler için çekici, ekonomik ve jeopolitik nedenlerle önemli hâle getirmiştir. Ortaya çıkan jeopolitik senaryoda, büyük güç statüsü elde etmek ve jeostratejik önem kazanmak amacıyla, ulusların Arktik bölgesindeki askeri yeteneklerin yanı sıra ulusal stratejiler üzerinde düşünmeleri gerekmektedir. Stratejik hususlara gelince; ekonomik ilerleme, jeopolitik çıkarlar ve sınırlar arası sosyokültürel iş birliği öne çıkan parametrelerdir. Çin Halk Cumhuriyeti’nin Arktik bölgesinde önde gelen oyunculardan biri olarak ortaya çıkmasıyla birlikte politikalarıyla ilgili tartışmalar ve müzakerelerin önemi artmıştır. Son yıllarda küresel ısınma ile yeni ekonomik ve stratejik fırsatların ortaya çıkması, Arktik bölgesinin yalnızca Çin Halk Cumhuriyeti’nin politika yapımında değil, aynı zamanda ABD ve Rusya Federasyonu gibi diğer büyük oyuncuların politika oluşturma sürecinde önemini artırmıştır. İklim değişikliği Arktik bölgesinde yeni fırsatlar yaratırken, Çin Hükümeti yatırımlarını deniz taşımacılığı, enerji ve bilimsel araştırmayı odağa alarak yapmaktadır. İklim değişikliğinin olumsuz etkilerine yönelik önlemler alınmadığı takdirde ve küresel sıcaklıkların mevcut eğilimler doğrultusunda yükselmeye devam ettiği durumda Arktik Okyanusu’nda 2030 yılına kadar deniz buzlarının yaz aylarında tamamen erimiş olacağı öngörülmektedir. Bahsi geçen senaryonun gerçekleşmesi durumunda deniz taşımacılığı için bir dizi yeni rotanın açılması mümkün hâle gelecektir. Çin Halk Cumhuriyeti de deniz ticaret yolları ile ilgili bir dizi projeyi hayata geçirmek için bu fırsatı değerlendirmeye çalışmaktadır. Arktik bölgesindeki denizcilik faaliyetleri temel olarak dört kategori altında incelenir: 1) transit, 2) destinasyon trafiği, 3) ithalat/ihracat taşımacılığı, 4) Arktik içi kabotaj. Arktik Okyanusu’nda Kuzeybatı Geçidi (NWP), Kuzeydoğu Geçidi (NEP) ve Trans Polar Geçidi (TPP) olmak üzere temelde üç deniz yolu ve bağlantıları olmasına rağmen, NWP ve TPP'nin zorlu koşulları ve erişilebilirliğinin düşük olması nedeniyle bahsi geçen deniz ticaret yollarının ticari kullanımları açısından önemli bir fark bulunmaktadır. NEP, seyir koşulları açısından erişilebilirliğin en fazla olduğu Arktik denizcilik yolu olarak kabul edilmektedir. Buna ek olarak NEP, ticari taşımacılık trafiğinin yoğun olması nedeniyle bazen NEP ile birbirinin yerine kullanılan Kuzey Deniz Yolu (NSR)’nu da içermektedir. Çin Halk Cumhuriyeti için bu rotalar, Hint Okyanusu ve Süveyş Kanalı üzerinden Avrupa’daki büyük pazarlara ulaşan mevcut nakliye yollarına göre daha kısa ve daha ucuz bir alternatif sunmaktadır. Haziran 2017’de Kuşak ve Yol Girişimi’nin (Belt and Road Initiative- BRI) bir odak noktası olarak tanımlanan Çin Halk Cumhuriyeti’nin Arktik rotalarına olan ilgisi, ticari malların taşınmasının ötesine geçmektedir. Eriyen deniz buzları, Arktik’teki bol petrol ve gaz rezervlerine erişmeyi daha uygun hâ le getirmektedir. Buna ek olarak üç Arktik rotasından, Rusya Federasyonu’nun kıyı şeridini takip eden kuzeydoğu geçidi boyunca uzanan buzullar şu an için en hızlı eriyen buzullardır. Bu güzergahın bir “Kutup İpek Yolu”na dönüştürülmesi için Rusya Federasyonu ile birlikte çalışma fikri ilk olarak Çin Halk Cumhuriyeti tarafından Temmuz 2017’de ortaya atılmıştır. Bahsi geçen ekonomik iş birliğinin bel kemiğini oluşturacak projelerin çoğunun odak noktası denizcilik ve enerjidir. Bununla birlikte bilimsel araştırmalar için de yatırımlar yapılmaktadır. Çin Halk Cumhuriyeti’nin Ocak 2018’de yayımlanan Arktik politikasında altını çizdiği üzere bölgenin değişen ortamını anlamak ve bu kapsamda stratejiler üretmek önemli bir husustur. Bunun sebebi ise deniz buzunun erimesine dayalı yeni fırsatlar ortaya çıkarken ekonomik fırsatlar aynı zamanda çevreye yönelik tehditler de oluşturmaktadır. Çin hükümeti, Arktik politikasında “mevcut ve uzun vadeli çıkarların dengelenmesi ve sürdürülebilir kalkınmanın teşvik edilmesi suretiyle hem mevcut durumu koruma hem de kalkınmanın dikkate alınması gerektiğini” belirterek bu sorunlarla ilgili ortak endişesini ifade etme konusunda etkin rol oynamaktadır. İpek Yolu Projesi kapsamında planlanan Çin-Rusya Yamal LNG, dünyanın en büyük sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) projesidir. Bu proje, Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu’nun ilk ortak Kutup İpek Yolu girişimidir. Projedeki ortaklar arasında Rusya Federasyonu’nun Novatek, Çin Halk Cumhuriyeti’nin Ulusal Petrol Şirketi (CNPC), Fransız firması Total ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin İpek Yolu Fonu yer almaktadır. CNPC ve İpek Yolu Fonu %30 hisseye sahiptir. Proje Aralık 2017’de faaliyete girmiştir. Temmuz 2018’de, operasyonların başlamasından yedi ay sonra, Yamal’dan gelen ilk LNG sevkiyatı, Jiangsu eyaletinin Nantong kentine ulaşmıştır. Yamal’ın doğusundaki Gydan Yarımadası’nda inşa edilen projenin ikinci etabının ise 2023’te faaliyete geçmesi planlanmıştır. Diğer bir proje ise Payakha petrol sahasıdır. Haziran 2019’da Çin Ulusal Kimya Mühendisliği Grubu ve Rus firması Neftegazholding, Payakha petrol sahasının geliştirilmesi için dört yıl içinde 5 milyar ABD doları yatırım sözü veren bir anlaşma imzalamıştır. Bu proje, Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin, Yamal’dan sonra ikinci Kutup İpek Yolu enerji projesidir. Payakha, Krasnoyarsk bölgesindeki Taymyr Yarımadası’nda yer almaktadır. Raporlara göre proje; altı ham petrol işleme tesisi, yılda 50 milyon ton elleçleme kapasitesine sahip bir ham petrol limanı, 410 kilometre basınçlı petrol boru hattı, 750 megavatlık bir elektrik santrali ve bir petrol depolama tesisi inşaatından oluşmaktadır. Zarubino Limanı projesi ise yine Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu ortaklığında anlaşması imzalanan bir liman projesidir. Vladivostok’un güneybatısında ve Çin sınırına yakın bir konumda bulunan Zarubino Limanı yıl boyunca buzsuzdur. 2014 yılında Jilin eyaleti hükümeti, China Merchants Group ve Rusya Federasyonu’nun en büyük liman işletmecisi, Zarubino’yu yılda 60 milyon ton mal elleçleme kapasitesine sahip, 18 yıl boyunca Kuzeydoğu Asya’nın en büyük limanı hâ line getirmek için bir çerçeve anlaşması imzalamıştır. Limanı Çin Halk Cumhuriyeti’nin iç bölgelerine bağlayan demiryollarının da inşa edilmesi planlanmaktadır. Eylül 2018’de, bu projenin ilk aşaması olarak, Jilin’deki Tumen nehri üzerindeki Hunchun’dan Zarubino’ya ve ardından Zhejiang eyaletindeki Zhoushan’a uzanan bir nakliye rotası inşasına başlanmıştır. Yeni Zarubino limanının  Kuzeydoğu Çin ile dünyanın geri kalanı arasındaki bağlantıları güçlendirmesi ve Rusya Federasyonu’nun uzak doğusundaki kalkınmaya yardımcı olması proje amaçları arasındadır. Aynı zamanda proje, Avrupa’ya giden kuzeydoğu geçiş ticaret rotasında da önemli bir bağlantı olacaktır. Arkhangelsk derin su limanı projesi Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu ortaklığında yapılan bir başka projedir. Arkhangelsk, Rusya Federasyonu’nun kuzey kıyısında, ülkenin Avrupa yakasında Finlandiya’ya yakın en büyük şehridir. Yeni derin su limanının yapımı on yılı aşkın bir süredir planlanmaktadır. Mevcut liman altyapısına yakın Dvina nehri deltasında yer alan Mud’yug adasındaki Arkhangelsk’e 55 kilometre uzaklıkta olacaktır. Rusya Federasyonu’nun demiryolu ağıyla bağlantı kuran liman, birleşik bir deniz-kara ulaşım sisteminin geliştirilmesine ve Sibirya ile bağlantıların iyileştirilmesine katkı sağlayacaktır. Yerel yönetim, yeni limanın ve ilgili demiryollarının bölgede 40.000 kişiye istihdam sağlayacağını tahmin etmektedir. İpek Yolu Projesi kapsamında planlanan bir başka proje de Çin-Finlandiya Arktika İzleme ve Araştırma Merkezi’dir.  Çin Halk Cumhuriyeti ve Finlandiya ortaklığında yapılması planlanan proje kapsamında Nisan 2018’de Çin Halk Cumhuriyeti’nin Uzaktan Algılama ve Dijital Dünya Enstitüsü, Finlandiya’nın Arktika Uzay Merkezi ile Arktik bölgesi için yeni bir izleme ve araştırma merkezi kurmak amacıyla bir anlaşma imzalanmıştır. Ekim 2018’de faaliyete geçen, Kuzey Finlandiya’daki Sodankylä’da bulunan tesisin kuruluş amacı, uydu verilerinin toplanarak, işlenip, paylaşılması, iklim araştırmalarını, çevresel izlemeyi ve Arktik navigasyonunu desteklemek amacıyla bir uluslararası platform sağlanmasıdır. Bu araştırma merkezinin bir diğer amacı, BRI kapsamındaki bölgeler için bir mekânsal bilgi sistemi oluşturmayı amaçlayan Çin Halk Cumhuriyeti’nin “Dijital İpek Yolu” planına katkı sunmaktır. Ayrıca bu tesisin, Çin Bilimler Akademisi’nin küresel iklim değişikliğinin önemini kavramayı amaçlayan “Küresel Üç Kutuplu Çevre” projesini de teşvik etmesi beklenmektedir.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/arktik-ipek-yolu-projesi
Antarktika Akar ve Keneleri
Selahattin Ünsal Karhan
Yaşam Bilimleri
Omurgasız Canlılar
Akarlar (Acari altsınıfı), serbest veya diğer hayvanlarla ilişkili olarak yaşar. Vücut uzunlukları genellikle 0,7 mm’den küçük olan eklembacaklılardır. Antarktika’da, işlevsel rollerinin genellikle önemli olduğu buzsuz karasal veya deniz ekosistemlerinde yaşar. Bu durum özellikle ayrıştırıcı (çürümekte olan organik madde veya mantarlarla beslenen) akarlar için geçerlidir. Diğer akarlar otçul (yosun veya likenlerle beslenirler) veya yırtıcıdır (diğer akarlarla veya küçük omurgasızlarla beslenir). Bir akar grubu olan keneler (Metastigmata takımı), omurgalılarda parazit olarak yaşar. Antarktika’da genellikle taşların altında ve sporlu bitkilerle ilişkili olarak yaşayan yaklaşık 70 serbest yaşamlı (parazitik olmayan) akar türü bulunmaktadır. Bunun yanında dört kene türü ve Mesostigmata grubundan bazı akarlar, penguenlerin ve diğer deniz kuşlarının yaygın parazitleridir.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/antarktika-akar-ve-keneleri
Aleut Uluslararası Birliği
SÜMEYYE GÜNEŞ ALABAŞ
Sosyal ve Beşerî Bilimler
null
Aleut Uluslararası Birliği (Aleut International Association), Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya Federasyonu’ndaki Aleut kökenli yerli halkları temsil eden ve kâr amacı gütmeyen bir kuruluştur. Aleut Uluslararası Birliği; Aleutian Pribilof Adaları Derneği (APIA) ve RF’nun Kamçatka Bölgesi ve Aleut Bölgesi’nin kuzeyindeki Yerli Halklar Derneği (ANSARKO) tarafından oluşturulmuştur. Buna ek olarak Aleut Uluslararası Birliği, bir başkanın liderliğinde dört Alaskalı ve dört Rus Aleut’tan oluşan bir yönetim kurulu tarafından yönetilmektedir. Aleut Uluslararası Birliği, refahı binlerce yıldır Bering Denizi’nin zengin kaynaklarına bağlı olan Aleut ailesinin çevresel ve kültürel kaygılarını gündeme almak için kurulmuştur. Birliğin misyonu, kültürün sürekliliğini teşvik ederken tesis edilen kültürü sürdürmek için gereken kaynakların korunmasını sağlamaktır. Ayrıca bu birlik; sınır ötesi kirleticilerin taşınması, iklim değişikliğinin etkileri ve ticari balıkçılığın Bering Denizi ekosistemi üzerindeki etkileri gibi küresel süreçleri anlama ve uluslararası forumların çalışmalarına katılmada itici bir güç olmuştur. Buna ek olarak, Aleut’ta yaşayan milletlerin refahını arttırmak için çeşitli hükümetler, bilim insanları ve diğer sivil toplum kuruluşlarıyla aktif olarak iş birliğini sürdürmektedir. Arktik Konseyi’nin Daimi Katılımcısı statüsüne ek olarak, Aleut Uluslararası Birliği’ne 2004 yılında Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi tarafından “Özel Danışmanlık Statüsü” de verilmiştir. Ayrıca bu birlik, Birleşmiş Milletler Çerçeve Sözleşmesi ile İklim Değişikliği (UNFCCC) ve Küresel Çevre Kolaylığı (GEF) hakkında akredite bir sivil toplum kuruluşudur. 1998’de Arktik Konseyi’nin daimî katılımcısı olan birlik, Arktik Konseyi’nin bir parçası olarak, başkanlık çalışma planlarına düzenli katkılarda bulunarak Arktik devletleri, çalışma grupları ve diğer daimî katılımcılar ile iş birliği yapmaktadır. Aleut Uluslararası Birliği’nin amacı, Rus ve Amerikan faaliyetlerinin, çeşitli unsurların sebep olduğu kirliliği önlemek ve bölgenin doğal kaynaklarını korumaktır. Ayrıca bu birlik, Rus Aleutları ile Amerikan Aleutları arasındaki ilişkilerin geliştirilmesini sağlamayı, her iki ülkeden akrabaları bir araya getirmeyi ve gerektiğinde ekonomik, tıbbi, eğitimsel ve teknolojik destek sağlamak gibi farklı alanlarda yardımcı olmayı hedeflemektedir. Günümüzde Aleut Uluslararası Birliği; altyapı için fon sağlamak, Arktik Konseyi toplantılarına katılım için seyahat etmek ve organizasyonu genişletmek için çalışmalarına devam etmektedir. Birlik yakın zamanda, aşırı avlanma, Bering Denizi’ndeki kirleticiler ve RF ile Alaska’da bulunan Aleut topluluklarındaki sağlık riskleri üzerine çalışmak için fonlar araştırmaktadır. Araştırma çabaları, Rus ve Alaska köylerine yönelik ekonomik, sosyal ve sağlık risklerini ortadan kaldırmak için bilimsel verileri Aleut geleneksel bilgileriyle birleştirerek nihai hedef olan Aleut yaşam biçimini gelecek nesiller için korumaktır. Aleut Uluslararası Birliği’nin Alaska, Anchorage’da ve Kamçatka, Petropavlovsk’ta bir ofisi bulunmaktadır.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/aleut-uluslararasi-birligi
Ak Sungur
Korhan Özkan
Yaşam Bilimleri
null
48-64 cm boy, 770-2150 gr ağırlığa ve 105-135 cm kanat açıklığına sahip olan bu tür, dünyanın en büyük doğan türlerinden biridir. Aynı zamanda dünyanın en kuzeyde yayılan ve Arktik bölgeyi en iyi temsil eden gündüz yırtıcı kuşlarından biridir. İsmini aldığı şekilde, en yaygın formu, yaşadığı kutup bölgeleriyle uyumlu olarak beyaz tüylere sahiptir. Ancak bu türün gri ve koyu kahverengi formları da yaygın olarak bulunur. Beyaz tüylü form, diğer doğan türlerinden hemen ayırt edilebilir, ancak diğer formları, aynı bölgede bulunabilen gökdoğan (Falco peregrinus) gibi diğer doğan türlerinden ayırt etmek için kuş gözlemcilik deneyimi gerektirebilir. Bu tür, insan yerleşimlerine oldukça uzak aktif alanlarda yaşadığı için, bu kuşları görmek için çok az kuş gözlemcisi fırsat bulabilir. Kutup dairesinin tüm iç bölgelerinde, deniz kıyısı, nehirler, dağlık habitatlar, dik yamaçlar ve uçurumlar gibi çeşitli yaşam alanlarında yuva yapar. Genellikle kendi yuvalarını inşa etmezler; kuzgun (Corvus corax) gibi diğer kuşların yaptığı yuvaları kullanırlar. Kutup dairesinde özellikle kaya kar tavuğu (Lagopus muta) ile beslenir ve bu türün coğrafi dağılımı neredeyse tamamen bu türün dağılımı ile örtüşmektedir. Bununla birlikte, diğer kuşlar ve tavşan gibi memelilerle de beslenirler. Daha önce, ak sungurunun beslenmek için tundra ve orman habitatlarına bağlı olduğu düşünülüyordu, ancak son araştırmalar bu türün kışın deniz buzları üzerinde uzun süre vakit geçirdiğini göstermektedir. Diğer doğan türlerinin aksine, avlarını genellikle havada değil, yerde yakın paralel uçuşlar veya doğrudan yerde avlayarak yakalarlar. En kuzeyde yaşayan popülasyonlar dışında göç etme davranışı yaygın olarak görülmez. Hatta bazı çiftlerin yuvalarını yıl boyunca terk etmedikleri gözlenmiştir. Bu tür, tarih boyunca insanların büyük ilgisini çekmiştir. Özellikle doğa sporlarına ilgi duyan soylular, bu türe sahip olmak için büyük paralar ödemeye istekli olmuşlardır. Bu aşırı ilgi, bu türün adının Çin iç savaşlarının tarihine bile geçmesine neden olmuştur. Günümüzde, ak sungur, birçok ülkenin bayrakları ve sembollerinin bir parçasıdır.
https://ansiklopedi.tubitak.gov.tr/kutup/ansiklopedi/ak-sungur
End of preview. Expand in Data Studio

Tübitak Kutup Bilimleri Ansiklopedisi Veri Seti

Tübitak Kutup Bilimleri Ansiklopedisi'nde bulunan bütün makaleler yer almaktadır.

Detaylar

Veri Seti Yapısı

  • baslik: Makale başlığı
  • yazar: Makaleyi yazan kişi
  • arastirma_alani: Makalenin araştırma alanı
  • alt_alan: Makalenin alt araştırma alanı (Bütün makaleler alt araştırma alanı içermeyebilir)
  • makale_metni: Makalenin tam metni
  • url: Makalenin orijinal bağlantısı

Kullanım

from datasets import load_dataset

ds = load_dataset("yalcineray/tubitak_kutup_bilimleri_ansiklopedisi", data_files="kutup_bilimleri_ansiklopedisi.parquet")

Oluşturan

Eray Yalçın
📧 [email protected]

Downloads last month
9